TYB Konya’da Türkçenin Dünya Dili Oluşu Konuşuldu
09.04.2026 - 20:07 | Son Güncelleme: 2026-04-09 20:12
Mehmet Doğan Kütüphanesi’nde “Dünya Dili Türkçe” başlıklı anlamlı bir panel gerçekleştirdi.

TYB Konya’da Türkçenin Dünya Dili Oluşu Konuşuldu

Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Konya Şubesi, kültürel etkinlikler takvimi kapsamında bu hafta Da

Mehmet Doğan Kütüphanesi’nde “Dünya Dili Türkçe” başlıklı anlamlı bir panel gerçekleştirdi. Zafer

Karakuş’un düzenlediği ve Necmettin Erbakan Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Yastı’nın

yönetiminde icra edilen programa konuşmacı olarak Prof. Dr. Talip Doğan ve Prof. Dr. İdris Nebi Uysal

katıldı. Dil bilincinin ve Türkçenin küresel gücünün ele alındığı etkinlikte önceki dönem Konya

Milletvekili Ahmet Sorgun, Prof. Dr. Saim Sakaoğlu, Prof. Dr. Kemal Kahramanoğlu, Prof. Dr. Şaban

Halis Çalış ve eski Baro Başkanı Hasip Şenalp hazır bulunurken çok sayıda davetli iştirak etti.

Türkçenin Tarihsel Derinliği ve Bilim Dili Kimliği

Programın açılış ve takdim konuşmasını yapan Prof. Dr. Mehmet Yastı, Türkçenin sanılanın aksine çok

eski dönemlerden itibaren bir bilim dili olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

“Dünya dili dendiği zaman bugün bizlere Anglosakson kültürünün taşıyıcısı olan İngilizce sunulur ve

maalesef zihnimizde Türkçenin kelime türetme veya bilim dili olma noktasında yetersiz olduğu imajı

uyandırılmaya çalışılır. Ancak dünya dillerine bakıldığında, İngilizce henüz 12 ve 13. yüzyılda müstakil

bir dil olarak varlığını yeni yeni ortaya koyarken, bizim atalarımız 7 ve 8. yüzyıllarda Köktürk

abidelerini dikmiş, yazılı bir edebiyata sahip olmuşlardır. Uygurlar döneminde Çinceden,

Sanskritçeden aktarılan inanç metinleri, Türkçenin o dönemde bile muazzam bir kelime işletim

sistemine sahip olduğunun en büyük kanıtıdır. Eğer Türkçe bilim dili niteliğine sahip olmasaydı, o

karmaşık felsefi metinleri tercüme etmeye muktedir olamazdı. Bugün üniversitelerimizde yabancı

dille eğitim meselesi, Türk kültürünün ve dilinin önündeki en büyük engellerden biri olarak

durmaktadır. Yabancı dil öğrenimine karşı değiliz, ancak eğitim dilimizi yabancılaştırmak milli

kimliğimiz açısından ciddi riskler taşımaktadır.” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. İdris Nebi Uysal: "Türkçenin Sınırlarını Çizmek Zordur"

Türkçenin yayıldığı geniş coğrafyaya ve bu derinliğin edebi yansımalarına dikkat çeken Prof. Dr. İdris

Nebi Uysal: " Türkçe, hakikaten çok geniş bir coğrafyada konuşulan bir dildir. Bugün Balkanlar’dan,

Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar uzanan bu tabloyu sadece siyasi bir söylem olarak düşünmemek

gerekir. Gerçekten Türkçenin sınırlarını çizmek zordur. Yahya Kemal’in de ifade ettiği gibi; 'Türkçenin

çekilmediği yerler vatandır.' Özellikle Balkan coğrafyasından bahsederken şunu hatırlatmak isterim:

Cemal Süreya’nın Türkçe Bilenin İşİ Rast Gider adlı bir kitabı vardır. Süreya, 1976 yılında bir dergide

yazdığı makalesinde, geçmişte İranlılar arasında 'Türkçe bilenin işi rast gider' şeklinde bir atasözünün

yerleştiğini anlatır. Hakikaten tarihte Türkçe bilenin işi rast gitmiştir; çünkü Türkler çok geniş bir

coğrafyada büyük bir hâkimiyet kurmuşlardır." dedi.

"Divânu Lugāti't-Türk Ulvi Bir Gayenin Eseridir"

Kaşgarlı Mahmud’un başyapıtının sadece bir sözlük değil, kazanılan askeri ve siyasi zaferlerin bir

yansıması olduğunu vurgulayan Uysal: "Divânu Lugāti't-Türk’ün yazılış amacını sadece Araplara

Türkçe öğretmekle sınırlı görmemek gerekir. Bu elbette ulvi bir gayedir; dinini benimsediğimiz, komşu

olduğumuz ve korumasını üstlendiğimiz bir millete 'Türkçeyi öğrenin' demek önemli bir amaçtır.

Ancak tek neden bu değildir. Eserin yazıldığı 1072-1074 yılları, Malazgirt Zaferi'nin heyecanının taze

olduğu bir dönemdir. Kaşgarlı Mahmud, o ruh haliyle kitabının başında Hz. Peygamber’in bir hadis-i

şerifinden bahseder. Buhara’nın sahih alimlerinden işittiği bu rivayete göre; akıl ve mantık da

Türkçeyi öğrenmeyi gerektirir, zira Türklerin büyük bir hâkimiyeti olacaktır. Kaşgarlı bu psikolojiyle

kalemini eline almıştır. Selçukluların, Karahanlıların ve Gaznelilerin bölgede dalga dalga yayılan

 

gücünü görerek, 'Bu coğrafyanın ve zamanın en üstün gücü Müslüman Türklerdir, onların dilini

öğrenin' demiştir. Türkçe o dönemde de bir dünya dilidir." ifadelerini kullandı.

"Türkçe Kısır Bir Dil Değildir"

Türkçenin söz varlığının zenginliğine ve kelime sayısı üzerinden yapılan eleştirilere değinen Prof. Dr.

İdris Nebi Uysal: "Bir dilin gücünü söz varlığı ortaya koyar. Şu an güncel Türkçe sözlükte yaklaşık 120

bin kelime bulunuyor. İngilizcedeki kelime sayılarıyla kıyaslayarak Türkçenin kısır bir dil olduğunu

iddia eden görüşleri akademik olarak da vatandaş olarak da kabul etmiyoruz. Geçenlerde Türk Dil

Kurumu Başkanımız, 50 milyon birimlik bir derlem üzerinden yapılan basit bir örneklemle, sözlükteki

madde sayısının en az beş katına çıkabileceğini belirtmişti. Sözlüklere henüz girmeyen binlerce

kelimemiz; ağızlarda yaşayan sözcükler, yer ve kişi isimleri, deyimler, atasözleri ve günlük hayatta

kullanılan kalıplaşmış ifadelerimiz dilin zenginliğidir. Bunları dahil ettiğimizde karşımıza çok zengin bir

küme çıkıyor. Kaşgarlı’nın ilk eserinden bugüne kadar Türk dünyasında pek çok sözlük kaleme

alınmıştır ve bu söz varlığının daha da zenginleşeceğini ilerleyen günlerde hep birlikte göreceğiz."

şeklinde konuştu.

 

Prof. Dr. Talip Doğan:  Türk Dili Dünyası Avrasya’nın Uç Noktalarına Yayılmış Durumda

Türkçenin yayıldığı devasa coğrafyayı ve lehçeleşme olgusunu dünyadaki diğer dil aileleriyle

kıyaslayarak açıklayan Prof. Dr. Talip Doğan:  Türkçenin lehçeleri ve yazı dilleri bugün dünyanın çok

çeşitli coğrafyalarına yayılmış durumda. Türk dili; tarihi ve güncel kollarıyla, lehçeleriyle bir bütündür.

Bugün Türk dili dünyası Avrasya’ya, yani Avrupa ve Asya’ya yayılmıştır. Bu coğrafyanın uç noktalarına

baktığımızda; en doğuda Çin içlerinde Salarca ve Sarı Uygurca, en kuzeydoğuda Sibirya’da Yakutça ve

Dolganca, en batıda Baltık kıyılarında Karayca ve Balkanlar’da Türkiye Türkçesi, en güneyde ise İran’ın

Basra Körfezi kıyılarında Kaşkay Türkçesi yer almaktadır. Bu uç noktaların içinde Türk dilinin bugün

20 den fazla lehçesi bulunmakta ve bunların birçoğu yazı dili durumundadır.  dedi.

 Türkistan'dan İdil-Ural a Zengin Bir Dil Haritası

Türk lehçelerini coğrafi bölgelere göre sınıflandıran ve bağımsız Türk devletlerindeki dil statüsüne

değinen Doğan:  Türkistan coğrafyasını Doğu, Batı ve Güney Türkistan olarak üçe ayırıyoruz. Burada

Türkmence, Karakalpakça, Özbekçe, Kazakça, Kırgızca ve Yeni Uygurca kullanılmaktadır. İdil-Ural

bölgesinde ise Çuvaşça, Başkurtça ve Tatarca; Kafkaslar’da Karaçay-Malkarca, Kumukça ve Nogayca

karşımıza çıkar. Sibirya bölgesinde Yakutça ve Dolganca’nın yanı sıra Altay, Hakas ve Tuva Türkçeleri

mevcuttur. Bizim de içinde bulunduğumuz Güneybatı Türklüğünü ise Gagavuzca, Türkiye Türkçesi ve

Azerbaycan Türkçesi temsil etmektedir. Bugün yedi bağımsız Türk Cumhuriyeti nde bu lehçeler resmi

devlet dili statüsündedir. Ancak bu diller devlet sınırlarıyla mahsur değildir; örneğin Türkiye Türkçesi

Balkanlardan Suriye ye, Azerbaycan Türkçesi ise Gürcistan dan Irak ve İran içlerine kadar geniş bir

sahada konuşulmaktadır." ifadelerini kullandı.

"Türkiye Türkçesi Ortak İletişim Dili Yolunda İlerliyor"

Lehçelerin konuşur sayıları ve etki alanları üzerine bilgiler paylaşan Prof. Dr. Talip Doğan: Türkiye

Türkçesi; konuşur sayısı, statüsü, gücü ve dünya dili olma yolunda katettiği mesafeyle Türk

dünyasında bir iletişim dili ve ortak Türkçe olma yolunda ilerleyen en güçlü koldur. Konuşur sayısı

bakımından Türkiye Türkçesini yaklaşık 50 milyona yaklaşan nüfusuyla Azerbaycan Türkçesi, ardından

ise 35-40 milyon civarındaki konuşuruyla Özbekçe takip etmektedir. Kazakça ve Kırgızca da resmi dil

statüleriyle hayatiyetlerini güçlü bir şekilde sürdürmektedir. Bu yazı dillerinin resmi statüye sahip

olması, dilin geleceği ve korunması bakımından hayati bir önem taşımaktadır." şeklinde konuştu.

Ortak Türk Alfabesi Bir Çerçeve ve Çatı Mahiyetindedir"

Türk dünyasındaki alfabe değişimlerini ve 'Ortak Türk Alfabesi' projesinin teknik detaylarını aktaran

Doğan: "Türk dili tarih boyunca Orhun, Uygur ve ağırlıklı olarak Arap temelli alfabelerle yazılmıştır.

Günümüzde ise Arap, Kiril ve Latin temelli alfabeler kullanılmaktadır. Bağımsız Türk

Cumhuriyetleri'nde (Kırgızistan hariç) Latin alfabesine geçiş süreci tamamlanmış veya karar altına

alınmıştır. Son dönemde Türk Devletleri Teşkilatı ve Türk Akademisi tarafından gündeme getirilen 34

harfli 'Ortak Türk Alfabesi' aslında bir 'çerçeve' veya 'çatı' alfabedir. Bu alfabe, her devletin aynen

kabul edeceği bir yapıdan ziyade, lehçelerin kendi özelliklerine göre harf seçeceği ortak bir havuzdur.

Türkiye ve Azerbaycan alfabeleri zaten buna uygundur; diğer ülkelerin de kendi alfabelerini bu çatı

yapıya yaklaştırması beklenmektedir. Bu durum, Türk halklarının birbirine yakınlaşması adına önemli

bir sınavdır." dedi.

Katılım Beratı ve Kitap Seti Takdimi

Panelin sonunda duayen dil bilimci Prof. Dr. Saim Sakaoğlu da söz alarak Türkçenin mükemmelliğine

dair anılarını paylaştı ve dilin doğru kullanımı konusunda uyarılarda bulundu. Program, katılım beratı

ve kitap takdimi ile sona erdi. Günün anısına konuşmacılara katılım beratı ve TYB Konya Şube

yayınlarından oluşan kitap seti takdim edildi. Etkinlik, hatıra fotoğrafı ile noktalandı.

  • Beğen
YORUM YAZIN