TYB Konya’da Türkçenin Dünya Dili Oluşu Konuşuldu
Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Konya Şubesi, kültürel etkinlikler takvimi kapsamında bu hafta Da
Mehmet Doğan Kütüphanesi’nde “Dünya Dili Türkçe” başlıklı anlamlı bir panel gerçekleştirdi. Zafer
Karakuş’un düzenlediği ve Necmettin Erbakan Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Yastı’nın
yönetiminde icra edilen programa konuşmacı olarak Prof. Dr. Talip Doğan ve Prof. Dr. İdris Nebi Uysal
katıldı. Dil bilincinin ve Türkçenin küresel gücünün ele alındığı etkinlikte önceki dönem Konya
Milletvekili Ahmet Sorgun, Prof. Dr. Saim Sakaoğlu, Prof. Dr. Kemal Kahramanoğlu, Prof. Dr. Şaban
Halis Çalış ve eski Baro Başkanı Hasip Şenalp hazır bulunurken çok sayıda davetli iştirak etti.
Türkçenin Tarihsel Derinliği ve Bilim Dili Kimliği
Programın açılış ve takdim konuşmasını yapan Prof. Dr. Mehmet Yastı, Türkçenin sanılanın aksine çok
eski dönemlerden itibaren bir bilim dili olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:
“Dünya dili dendiği zaman bugün bizlere Anglosakson kültürünün taşıyıcısı olan İngilizce sunulur ve
maalesef zihnimizde Türkçenin kelime türetme veya bilim dili olma noktasında yetersiz olduğu imajı
uyandırılmaya çalışılır. Ancak dünya dillerine bakıldığında, İngilizce henüz 12 ve 13. yüzyılda müstakil
bir dil olarak varlığını yeni yeni ortaya koyarken, bizim atalarımız 7 ve 8. yüzyıllarda Köktürk
abidelerini dikmiş, yazılı bir edebiyata sahip olmuşlardır. Uygurlar döneminde Çinceden,
Sanskritçeden aktarılan inanç metinleri, Türkçenin o dönemde bile muazzam bir kelime işletim
sistemine sahip olduğunun en büyük kanıtıdır. Eğer Türkçe bilim dili niteliğine sahip olmasaydı, o
karmaşık felsefi metinleri tercüme etmeye muktedir olamazdı. Bugün üniversitelerimizde yabancı
dille eğitim meselesi, Türk kültürünün ve dilinin önündeki en büyük engellerden biri olarak
durmaktadır. Yabancı dil öğrenimine karşı değiliz, ancak eğitim dilimizi yabancılaştırmak milli
kimliğimiz açısından ciddi riskler taşımaktadır.” şeklinde konuştu.
Prof. Dr. İdris Nebi Uysal: "Türkçenin Sınırlarını Çizmek Zordur"
Türkçenin yayıldığı geniş coğrafyaya ve bu derinliğin edebi yansımalarına dikkat çeken Prof. Dr. İdris
Nebi Uysal: " Türkçe, hakikaten çok geniş bir coğrafyada konuşulan bir dildir. Bugün Balkanlar’dan,
Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar uzanan bu tabloyu sadece siyasi bir söylem olarak düşünmemek
gerekir. Gerçekten Türkçenin sınırlarını çizmek zordur. Yahya Kemal’in de ifade ettiği gibi; 'Türkçenin
çekilmediği yerler vatandır.' Özellikle Balkan coğrafyasından bahsederken şunu hatırlatmak isterim:
Cemal Süreya’nın Türkçe Bilenin İşİ Rast Gider adlı bir kitabı vardır. Süreya, 1976 yılında bir dergide
yazdığı makalesinde, geçmişte İranlılar arasında 'Türkçe bilenin işi rast gider' şeklinde bir atasözünün
yerleştiğini anlatır. Hakikaten tarihte Türkçe bilenin işi rast gitmiştir; çünkü Türkler çok geniş bir
coğrafyada büyük bir hâkimiyet kurmuşlardır." dedi.
"Divânu Lugāti't-Türk Ulvi Bir Gayenin Eseridir"
Kaşgarlı Mahmud’un başyapıtının sadece bir sözlük değil, kazanılan askeri ve siyasi zaferlerin bir
yansıması olduğunu vurgulayan Uysal: "Divânu Lugāti't-Türk’ün yazılış amacını sadece Araplara
Türkçe öğretmekle sınırlı görmemek gerekir. Bu elbette ulvi bir gayedir; dinini benimsediğimiz, komşu
olduğumuz ve korumasını üstlendiğimiz bir millete 'Türkçeyi öğrenin' demek önemli bir amaçtır.
Ancak tek neden bu değildir. Eserin yazıldığı 1072-1074 yılları, Malazgirt Zaferi'nin heyecanının taze
olduğu bir dönemdir. Kaşgarlı Mahmud, o ruh haliyle kitabının başında Hz. Peygamber’in bir hadis-i
şerifinden bahseder. Buhara’nın sahih alimlerinden işittiği bu rivayete göre; akıl ve mantık da
Türkçeyi öğrenmeyi gerektirir, zira Türklerin büyük bir hâkimiyeti olacaktır. Kaşgarlı bu psikolojiyle
kalemini eline almıştır. Selçukluların, Karahanlıların ve Gaznelilerin bölgede dalga dalga yayılan
gücünü görerek, 'Bu coğrafyanın ve zamanın en üstün gücü Müslüman Türklerdir, onların dilini
öğrenin' demiştir. Türkçe o dönemde de bir dünya dilidir." ifadelerini kullandı.
"Türkçe Kısır Bir Dil Değildir"
Türkçenin söz varlığının zenginliğine ve kelime sayısı üzerinden yapılan eleştirilere değinen Prof. Dr.
İdris Nebi Uysal: "Bir dilin gücünü söz varlığı ortaya koyar. Şu an güncel Türkçe sözlükte yaklaşık 120
bin kelime bulunuyor. İngilizcedeki kelime sayılarıyla kıyaslayarak Türkçenin kısır bir dil olduğunu
iddia eden görüşleri akademik olarak da vatandaş olarak da kabul etmiyoruz. Geçenlerde Türk Dil
Kurumu Başkanımız, 50 milyon birimlik bir derlem üzerinden yapılan basit bir örneklemle, sözlükteki
madde sayısının en az beş katına çıkabileceğini belirtmişti. Sözlüklere henüz girmeyen binlerce
kelimemiz; ağızlarda yaşayan sözcükler, yer ve kişi isimleri, deyimler, atasözleri ve günlük hayatta
kullanılan kalıplaşmış ifadelerimiz dilin zenginliğidir. Bunları dahil ettiğimizde karşımıza çok zengin bir
küme çıkıyor. Kaşgarlı’nın ilk eserinden bugüne kadar Türk dünyasında pek çok sözlük kaleme
alınmıştır ve bu söz varlığının daha da zenginleşeceğini ilerleyen günlerde hep birlikte göreceğiz."
şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Talip Doğan: Türk Dili Dünyası Avrasya’nın Uç Noktalarına Yayılmış Durumda
Türkçenin yayıldığı devasa coğrafyayı ve lehçeleşme olgusunu dünyadaki diğer dil aileleriyle
kıyaslayarak açıklayan Prof. Dr. Talip Doğan: Türkçenin lehçeleri ve yazı dilleri bugün dünyanın çok
çeşitli coğrafyalarına yayılmış durumda. Türk dili; tarihi ve güncel kollarıyla, lehçeleriyle bir bütündür.
Bugün Türk dili dünyası Avrasya’ya, yani Avrupa ve Asya’ya yayılmıştır. Bu coğrafyanın uç noktalarına
baktığımızda; en doğuda Çin içlerinde Salarca ve Sarı Uygurca, en kuzeydoğuda Sibirya’da Yakutça ve
Dolganca, en batıda Baltık kıyılarında Karayca ve Balkanlar’da Türkiye Türkçesi, en güneyde ise İran’ın
Basra Körfezi kıyılarında Kaşkay Türkçesi yer almaktadır. Bu uç noktaların içinde Türk dilinin bugün
20 den fazla lehçesi bulunmakta ve bunların birçoğu yazı dili durumundadır. dedi.
Türkistan'dan İdil-Ural a Zengin Bir Dil Haritası
Türk lehçelerini coğrafi bölgelere göre sınıflandıran ve bağımsız Türk devletlerindeki dil statüsüne
değinen Doğan: Türkistan coğrafyasını Doğu, Batı ve Güney Türkistan olarak üçe ayırıyoruz. Burada
Türkmence, Karakalpakça, Özbekçe, Kazakça, Kırgızca ve Yeni Uygurca kullanılmaktadır. İdil-Ural
bölgesinde ise Çuvaşça, Başkurtça ve Tatarca; Kafkaslar’da Karaçay-Malkarca, Kumukça ve Nogayca
karşımıza çıkar. Sibirya bölgesinde Yakutça ve Dolganca’nın yanı sıra Altay, Hakas ve Tuva Türkçeleri
mevcuttur. Bizim de içinde bulunduğumuz Güneybatı Türklüğünü ise Gagavuzca, Türkiye Türkçesi ve
Azerbaycan Türkçesi temsil etmektedir. Bugün yedi bağımsız Türk Cumhuriyeti nde bu lehçeler resmi
devlet dili statüsündedir. Ancak bu diller devlet sınırlarıyla mahsur değildir; örneğin Türkiye Türkçesi
Balkanlardan Suriye ye, Azerbaycan Türkçesi ise Gürcistan dan Irak ve İran içlerine kadar geniş bir
sahada konuşulmaktadır." ifadelerini kullandı.
"Türkiye Türkçesi Ortak İletişim Dili Yolunda İlerliyor"
Lehçelerin konuşur sayıları ve etki alanları üzerine bilgiler paylaşan Prof. Dr. Talip Doğan: Türkiye
Türkçesi; konuşur sayısı, statüsü, gücü ve dünya dili olma yolunda katettiği mesafeyle Türk
dünyasında bir iletişim dili ve ortak Türkçe olma yolunda ilerleyen en güçlü koldur. Konuşur sayısı
bakımından Türkiye Türkçesini yaklaşık 50 milyona yaklaşan nüfusuyla Azerbaycan Türkçesi, ardından
ise 35-40 milyon civarındaki konuşuruyla Özbekçe takip etmektedir. Kazakça ve Kırgızca da resmi dil
statüleriyle hayatiyetlerini güçlü bir şekilde sürdürmektedir. Bu yazı dillerinin resmi statüye sahip
olması, dilin geleceği ve korunması bakımından hayati bir önem taşımaktadır." şeklinde konuştu.
Ortak Türk Alfabesi Bir Çerçeve ve Çatı Mahiyetindedir"
Türk dünyasındaki alfabe değişimlerini ve 'Ortak Türk Alfabesi' projesinin teknik detaylarını aktaran
Doğan: "Türk dili tarih boyunca Orhun, Uygur ve ağırlıklı olarak Arap temelli alfabelerle yazılmıştır.
Günümüzde ise Arap, Kiril ve Latin temelli alfabeler kullanılmaktadır. Bağımsız Türk
Cumhuriyetleri'nde (Kırgızistan hariç) Latin alfabesine geçiş süreci tamamlanmış veya karar altına
alınmıştır. Son dönemde Türk Devletleri Teşkilatı ve Türk Akademisi tarafından gündeme getirilen 34
harfli 'Ortak Türk Alfabesi' aslında bir 'çerçeve' veya 'çatı' alfabedir. Bu alfabe, her devletin aynen
kabul edeceği bir yapıdan ziyade, lehçelerin kendi özelliklerine göre harf seçeceği ortak bir havuzdur.
Türkiye ve Azerbaycan alfabeleri zaten buna uygundur; diğer ülkelerin de kendi alfabelerini bu çatı
yapıya yaklaştırması beklenmektedir. Bu durum, Türk halklarının birbirine yakınlaşması adına önemli
bir sınavdır." dedi.
Katılım Beratı ve Kitap Seti Takdimi
Panelin sonunda duayen dil bilimci Prof. Dr. Saim Sakaoğlu da söz alarak Türkçenin mükemmelliğine
dair anılarını paylaştı ve dilin doğru kullanımı konusunda uyarılarda bulundu. Program, katılım beratı
ve kitap takdimi ile sona erdi. Günün anısına konuşmacılara katılım beratı ve TYB Konya Şube
yayınlarından oluşan kitap seti takdim edildi. Etkinlik, hatıra fotoğrafı ile noktalandı.