Hayatım Bir Roman-1
29.11.2020 - 16:00

ZEKİ DURSUN

ZEKİ DURSUN

Hayatım Bir Roman-1

Benim gazetecilikteki yolculuğumu herkes çok iyi bilir. Bu alandaki çalışmalarımı içeren bir kitap hazırlığı içindeyim.

Ben yine de iş ahlakının dışına çıkmadan sözün bittiği, yaptıklarımın konuştuğu hayat hikâyemi anlatmaya çalışacağım. Zeki Dursun için milat 15 Haziran 1988 tarihidir. Selçuklu ilçesinde kurulan Salıpazarı benim ekmek teknem haline geldi zamanla. 2,5 litrelik 35 bardak çay alan termosum, 10 bardak ve bir kutu şekerle pazar yerine gittim. Askerde fotoğraf işleri de yaptığım için yanıma fotoğraf makinesi de almayı ihmal etmedim. Lise mezunuydum ve bir mesleğim yoktu. O an için en iyi bildiğim çaycılık ve fotoğrafçılıkla ekmeğimi kazanma yolunu seçmiştim. İlk önce tezgâhlara giderek “çay içer misiniz, taze çay” diyerek müşterilere sormaya başladım.

Beni kimse tanımamasına rağmen termos çayını merak edenler nedeniyle 1 saat içinde çayımı bitirmiş ikinci çayımı almak üzere evin yolunu tutmuştum bile. Bu işte tutunabileceğimi anlayınca biraz daha işi ilerletmek istedim. Tanıdığım pazarcı arkadaşların yanına giderek, tüp, termos gibi malzemelerimi pazara götürmeleri karşılığında kendilerine yardımcı olabileceğimi söyledim. Bunun üzerine Aydınlık pazarına haftanın yedi günü sabah 5.30’da gidip pazarcıların malzemelerini indirmelerine yardımcı oluyor, onlar ise benim malzemelerimi pazara kadar getiriyorlardı. Evden getirdiğim çayı bitirinceye kadar pazarda yeni çay demleye başlamıştım.

Pazarcılara ve müşterilere çay verirken bir yandan da onların fotoğrafını çekmeyi ihmal etmedim. Gün geçtikçe bu konuda da pazar yerlerinde tanınmaya başlamıştım. Bir gün her zamanki gibi kilisenin yanındaki Betacolor’a tab edilen fotoğraflarımı almaya gittiğimde bir kişinin çektiğim fotoğraflarla ilgilendiğini gördüm. Ne iş yaptığımı merak eden bu kişi gazeteci rahmetli Ali Akgül’den başkası değildi. Eline aldığı Maydanoz satan bir kadının fotoğrafını kendisine verip veremeyeceğimi sordu. Hiç unutmuyorum, Ali Abi bir fotoğraf karşılığında bana bir poz vermişti. Bundan sonra çekeceğim fotoğrafları da merak etmiş olmalı ki, film stüdyosuna uğradığım günleri sorarak oradan ayrıldı. Ben yine pazarlarda çay ve fotoğraf çekmeye devam ediyordum.

 Başta çaycı diye hitap ederken insanlar artık beni tanımaya ve bana sadece “Termos çay” getirir misin diye seslenmeye başladılar. Konya’nın kışları çetin geçer bilirsiniz. Hiç unutmuyorum kışın bile donduğu bir günde ben yine pazara çıkmıştım.

O kadar soğuk ve ayaz vardı ki pazarın çaycısı da gelmemişti, Pazar esnafı da pek fazla rağbet göstermemişti pazara. Bu kadar olumsuz hava koşulunu ben lehime çevirmeye karar verdim. Termos çayının tadını bilmeyen pazarcı esnafına çayımı tattırmalıydım. Rüzgârın ateşini söndürmesini engellemeye çalıştığım tüpün bir köşede demlediğim çay termosumda pazar yerini dolaşmaya başladım.

 Ayaklarım buz tutmuş, gözlerim yaşarmış bir vaziyette, arabasındaki kaloriferin sıcaklığına sığınmış pazarcılar yavaş yavaş benden çay istemeye başladılar. O güne kadar benden çay içmeyenler bile çay istemek zorunda kalmış ve çayımın tadına bakmışlardı. Buz tutmuş bardaklarıma her çay koyuşumda çatlamalarına aldırış etmeden ben yine de akşama kadar çayımı satmaya devam ettim ve o gün artık pazarın fatihi ben olmuştum. Beni tanımayan, çayımı yudumlamayan kişi kalmamıştı. Artık yavaş yavaş ‘Zeki Dursun’ adı insanların beynine yerleşmeye başlamıştı. Kuru laf karın doyurmaz: Bir gayret göstermeden, bir yatırım yapmadan yalnızca boş sözlerle başarı elde etmek mümkün değildir.

Diğer yazılarımı bekleyin...

  • Beğen
iLGiLi HABERLER
YORUM YAZIN
bursa escort- bursa escort- konya escort- bursa escort