Hayatım Bir Roman-5
19.09.2021 - 10:51

ZEKİ DURSUN

ZEKİ DURSUN

Hayatım Bir Roman-5

    Bir yandan da fotoğraf çekme işini yürüttüğüm için artık askerden getirdiğim fotoğraf makinesini değiştirmenin zamanı gelmişti. Beta Color’a gittiğimde iş yeri sahibi Ali abiye bu düşüncemi açtım. O da bana haftalık vermek üzere motorlu kiwonson bir fotoğraf makinesi vermişti. Güzel bir fotoğraf makinem olmuştu, devamlı yanımda taşıyordum. Bütün bu yoğun temponun ardından haftanın bir gününü kendimize tatil ilan etmeliydik. Hangi günü yapabiliriz diye düşünürken, en uygun günün Cuma günü olduğuna karar vermiştim.

Çünkü Cuma günü sabah beşte Pazara gittiğimde ben yine hazırlıklarımı yapıyordum ve pazarın kurulmasını bekliyordum. Pazar esnafı evde kahvaltılarını yapıp saat onda geliyorlardı. Dolayısıyla fazla satış yapamıyordum. Bu yüzden Cuma günü tatilimiz olarak kabul ettim. Elemanım tatil yapmasına rağmen ben yine de tatil yapmıyor o günlerde dükkânımda duruyordum. Büfe olarak işlettiğim dükkânıma dostlar

“Mola Büfe” ismini vermişlerdi. Kolalarımızı getiren arkadaşlar da tabelamızı getirmişti. Artık havaların çok soğuk olduğu ve yolların kapandığı günlerde dükkânımda çalışıyordum. Fotoğraf işlerini de buradan takip ediyordum. Ehliyetim yoktu ama işlerim çok yoğundu. En azından bisikletim olması benim için iyi olacaktı. Konya’yı da tanımaya başlamıştım. Bir yandan çay servisiyle takas olacak şekilde bir bisiklet aldım bir yandan da ehliyet kursuna yazıldım. Böylece yeni yerleri gezme ve yeni insanlarla tanışma imkânı buldum. Konya’ya gelişimin 2. yılında artık ayakları yere basan biri haline gelmiştim.

    Bir Ramazan ayında Pazara çıkıyordum ama herkes oruç tuttuğu için çay servisim yoktu, sadece fotoğraf çekiyordum. Esnaftan bana bir teklif gelmişti o sırada. İftardan sonra İplikçi Cami ve kuyumcular çevresinde tezgâh açıyorlardı ve benim de çay servisi yapmamı istediler. Ben de iftardan sonra oraya gidip sahura kadar onlara hizmet ediyordum.

Pazarda çay fiyatı 50 kuruş iken, esnafın isteği üzerine burada 100 liraya satıyordum. Hatta hiç unutmuyorum oradaki dilenciler de benden çay istiyordu. Ben, bardaklarımı alır götürürler, paramı alamam diye pek gönüllü değildim. Ama esnaflar vermemi isteyince onlara da çay servisine başladım. Baktım ki dilenciler bile esnaf gibi çalışıyor. Bunun üzerine onlarla da sohbete dalmıştım.

Onların da kendilerine göre bir hedefi vardı. Bana anlattıkları çok ilginç hayat hikâyeleri vardı. Onların da fotoğrafını çektim. Gazeteci Ali abinin bana her zaman dediği “sadece fotoğraf çekme, bilgi de al”  sözleri aklıma gelince, o dilencilerin söylediklerini de kaydetmeye başlamıştım.

Diğer yazılarımı bekleyin..................

  • Beğen
YORUM YAZIN