HAYATIM BİR ROMAN-6
20.02.2022 - 14:49

ZEKİ DURSUN

ZEKİ DURSUN

Hayatım Bir Roman -6

Önceki yazımın sonunda bir dilenciden bahsetmiştim. Bir dilenciden büyük bir hayat hikâyesi alacağım aklımın ucundan geçmezdi, ta ki onunla sohbet edinceye kadar. Meğer hayat o kişiyi zengin iş adamından dilenciliğe sürüklemişti. Bana hayat hikâyesini kısaca şu şekilde anlatmıştı: “Eskiden çok zengin birisiydim. Birkaç arabam, büyük bir işim ve yanımda çalışan çok sayıda elemanım vardı. Gel zaman git zaman işlerim kötüye gitti ve ben baktım ki bir gün yiyecek ekmeğe muhtaç olmuşum. Sonunda da dilencilik yaparken kendimi buldum.

Bunu yaparken zaman zaman eskiden yanımda çalıştırdığım elemanlarla karşılaştığımda yüzümü çeviyorum, yeterki yüzümü görmesinler diyorum. Sen sen ol, sakın kendini büyük görme, senden büyük Allah var. İnsanları tanımak için onlarla önce alışveriş yap, sonra samimi ol. Bir yere imza atarken kesinlikle yazıyı okuduktan sonra imzayı at. Dostunu düşmanını iyi tanı ona göre davran. Bu söylediklerim kulağına küpe olsun.” Bir dilenciden kulağıma küpe olacak sözleri duymak... O dilenciyi hayatım boyunca bir daha görmesem de nasihati her zaman kulağımı çınlatmaktadır.

Ben insanları tanıdıkça daha çok çevre ediniyor ve müşteri kazanıyordum. Artık sabit bir tezgâhım ve işyerim vardı. Bu yüzden termosu bırakma zamanım gelmişti. Aynı zamanda işyerimde ziraat fakültesinden mezun kardeşim Nesim abim duruyordu. O günlerde işi olmadığı için ve bana bu sırada yardımcı olduğu için çok mutluydum.

 Önceleri iş yerinde Nesim abim 50 tane çay satıyordu, ben de Pazar dan  gelip iş yerine destek oluyordum. Pazar yerindeki işime ise diyecek yoktu. Çok güzel iş yapıyorduk ve iki kişi zor yetişiyorduk. “Öğleden sonra yanımızda çalışabilecek yardımcı bulabilir miyim acaba?” diye düşünürken, iki delikanlının çay siparişiyle kendime geldim. Çaylarını verdiğim gençlerle sohbete daldık. İzmirli Kadir ve Adanalı İbrahim, Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde öğrenciydiler. Bir yudumluk çay sohbeti koyulaştıktan sonra onlara ne zaman boş olduklarını sordum. Onlar ise bazen tam gün bazen ise öğleden sonraları boş olduklarını söyleyince hemen iş teklifinde bulundum ve benimle çalışıp çalışamamalarını sordum. Onlar bu teklifi hemen kabul ettiler.

Nerden nereye... Ben tek başına küçük bir termosla çay satarken bir bakmışım iş yerimi büyütmüşüm ve 4 kişi çalışır olmuşuz. Eleman sayısı çoğalınca ben fotoğrafçılığa daha rahat zaman ayırabiliyordum. Artık fotoğraf çekmeme pazarcılar o kadar çok alışmıştı ki, onlara sormadan güzel kareler yakaladığım anda fotoğraflarını çekiyordum.

Tatil günüm olan Cuma gününde şehir merkezinde dolaşırken, yanımda çalıştırdığım üniversiteli elemanlarla karşılaştım. Zamanım varsa beni üniversiteye götürüp orada kendi fotoğraflarını çekmemi istiyorlardı. Ben de hemen kabul ettim ve hep birlikte eskiden veteriner fakültesinin yer aldığı eski haraya gittik. Orada onların fotoğraflarını çektim, bunu gören arkadaşları da fotoğraf çekmemi isteyince “Müşteri veli nimettir”

  • Beğen
YORUM YAZIN