
Önceki yazımda “Müşteri veli nimettir” deyip onların fotoğraflarını da çektim.
Deney yaptıkları yerde sadece onları değil, orada bulunan inek ve koyunların da resimlerini çekmiştim. Ne zaman alabileceklerini sorunca hemen 2 saat sonra alabileceklerini söyleyip hemen Beta Color’un yolunu tuttum. Tam Beta Color’a girdiğimde gazeteci Ali Abiyle karşılaştım.
“Yahu neredesin, seni bekliyordum. Geçen bana verdiğin dilenci haberi gazetede çok güzel girdi. Başka güzel haber olabilecek fotoğrafların var mı bakalım?” dedi. Veterinerlik fakültesi öğrencilerini çektiğimi belirtince, fotoğrafların çıkmasını beklemeye koyulduk.
Fotoğraflar çıkınca hepsine baktı ama hiçbirisini beğenmedi, “Bugün anlaşılan senden iş çıkmayacak. Her resimden bir haber çıkabilir. Ona göre çek” diyordu bana ama benim düşüncem müşteri bulup onların resimlerini çekmek ve para almaktı. Yani çektiğim hiçbir fotoğrafa haber gözüyle bakmıyordum.
Tam resimleri almış kapıdan çıkarken, fotoğrafçı Ali Abi burada senin işine yarayacak resimler var deyince geri dönmüştüm. Koyun, inek ve atların yavruları annelerinden süt emiyordu. Bunları görünce Ali Abi’nin neşesi yerine geldi ve onları aldı, “Acar muhabire benden bir poz ve istediği kadar çoğaltsın resimlerini” dedi. Kısa günün karı deyip sevinmiştim. Üniversiteye geldiğimde öğrenciler her Cuma günü fakülteye gelip fotoğraflarını çekebileceğimi söylemişti.
3 yıldır Pazar yerlerinde çalışıyordum ve işlerim çok iyiydi. Bunu gören Seydişehirli bir tanıdığım askerden yeni gelen ve işsiz olan oğluna iş kurmak amacıyla Pazar yerindeki çay ocağıma talip oldu. Yeni bir tezgâh alma konusunda problem yaşamayacağını ama yeni müşterileri tutmasının zaman alacağından dolayı tezgâhıma talip olduğunu söyledi. Konuyu aileme danıştım.
Onlar ise kararı kendimin vereceğini belirtince düşündüm, hesabımı yaptım ve o günün şartlarında tezgâhı çok iyi bir paraya sattım. Ancak araba ben de kalacaktı. Tezgâhı satın alan kişi ise bir hafta beraber çalışmayı, cironun yarısını paylaşmayı, böylece oğlunu müşterilerle kaynaştırmayı istediğini söyleyince kabul ettim.
Termosla çay satarken herkes bana “Termos”, tezgâhtan çay satarken “Çaycı”, şimdi fotoğraf çekerken ise “Foto” demeye başlamışlardı. Herkes fotoğrafını çektirmek için “Foto gel”, “Foto git” diyorlardı, ben de seve seve çekiyordum onları. Unvanlarımdan da çok hoşlanıyordum.
İşyerinde gündüzleri bazen ben bazen Nesim abim kalıyordu, iki tane de garson çalıştırıyordum. Amcamın oğlu Orcan ise uzmanlığı kazanıp Balıkesir’e gitmişti. Bazen Veteriner Fakültesindeki Kadir ve İbrahim bize yardımcı oluyordu.
1991 yılı Mayıs ayında memlekte giden annemden bir telefon geldi. Annem arıyordu ve evlenmek ister misin diye bana sordular ben de siz bilirsiniz diyince 06.07.1991 yılında evlendim.
Önce babamlarla beraber oturduk. 1 yıl sonra ise yeni bir ev aldım. Bu evi de Seli kentte oturan Necati abimin tavsiyesi ile aldım. Birikmiş paramın üstüne eşimin takılarını da koyarak kaloriferli bir koparatife yazılmıştım. 1993 yılında ise evime taşındım. Çok çalışmam gerekiyordu çünkü evin borçları vardı ve sadece fotoğraf çekerek bu borcu ödeyemezdim.
Pazara çıkmadığım bir gün birisi dükkâna gelerek arkadaki kahveye 3 tane sucuklu, bir tane kaşarlı tostu acil getir dedi. Tostları yapıp götürdüğümde başka müşteriler de tost isteyince onların da isteklerini yerine getirdim. Müşteriler ve kahveci saat başı uğrayıp tost siparişlerini almamı isteyince ben de öyle yaptım. Yanındaki diğer kahveyle birlikte o gün her saat başı uğradım ve siparişleri aldım. Gece 24.00’e kadar bir baktım ki pazarda sattığım kadar tost satmıştım. Bunun üzerine ertesi günü civarda kaç tane kahve var onun araştırmasına koyuldum.