AldatMA…
29.11.2020 - 17:32

SEMA KAVAK

SEMA KAVAK

AldatMA…

Ebeveynler çocuklarını aldatıyor, onlar da anne babalarını… Kadın kocasını, koca da karısını aldatıyor… esnaf müşterisini, devlet vatandaşını, kardeş kardeşi aldatıyor ve daha birçok aldatmacanın içinde kişi artık kendisini bile aldatır hale gelmişken… herkes doğruluktan dem vurmaya devam ediyor.

Bizim gibi manevi değerlerin, Allah ve dine bağlı kaygıların korkuların yoğun olduğu ülkelerde en temel değerlerdir; vicdan merhamet samimiyet dürüstlük… lakin geldiğimiz nokta her zaman ki gibi yanlış olan modelin çabuk kazanılmasının bir örneğidir.

Aldatma önce ailede başlıyor. Aileler çocuklarının sürekli olarak ya da sıklıkla yalan söylediğini ifade ederken; onların ilk modellerinin kendileri, birinci derecede bakım hizmeti veren kişiler, daha sonra akranları ve çevrenin etkin olduğunu göz ardı ediyorlar. Yalan söylemeyi kimden nereden nasıl öğrendi biraz düşünmek gerekiyor.

Eşler arasında yaşananlar da benzer… İletişim problemiyle başlıyor her şey… Ardından konuşmayarak paylaşmayarak, olanı gizleme ile artıyor. Ardından kadın duygusal boşlukları başka bir erkekte, erkek ise tensel boşlukları başka bir kadında doldurma yoluna gidiyor. Bir aldatmaca süreci devam edip gidiyor… buna bir dur diyen yok… İlişki böyle yürümemeli, ayrılmalıyız diyen yok… Alan satan memnun… Çocuklar sanal bir aile bütünlüğü içinde büyümeye devam ediyor.

Çalışan ise asgari geçim şartları içerisinde kazancının yeterli olmadığını, çalışma performansı ile ücretin biraz dengelenmesini talep ettiğinde; patronun gösterişli hayatının giderleri bir tarafta üstü kapatıla dursun, kazanmıyoruz nidalarıyla karşı karşıya gelivermesiyle son buluyor.

Esnafa gidiyorsunuz, belki geleneksel belki biraz da pazarlığın sünnet olduğu düşüncesiyle hareket etme çabasına girdiğiniz an; kan ağlayan, kazanmayan zaten zararına satış yapan bir insan mağduru ile karşı karşıya geliveriyorsunuz ama yıllardır ayakta.

Toplumun önde gelen insanlarına, liderlere bakıyorsunuz, gözünüzün içine baka baka sizin yaşadığınız olayı, size başka bir şekilde anlatıyor ama hala konuşmaya devam edebiliyor.

Kişisel hırslar ve toplumsal baskı ile kardeş bile mutluluğunu huzurunu aldığını sattığını birbirinden gizler olmuş. Ne acıdır ki bir başkasından öğreniyor kanından canından olanın hayatında neler olduğunu ve hala kardeş.

Şimdilerde ise düşündüğünü söyleyemeyen yazamayan ya da yayınlayamayan basın ve mensuplarıyla karşı karşıyayız… Oysa ki bildiğini ya da doğruyu paylaşmayan değil miydi şeytana eş bilinen…

40’lı yaşlarımda hayatımı ve çevremde olup biteni sorgulama içine girdiğim bir dönemde; çocukluğumda algıladığım dünyada samimiyeti içtenliği hissederken, farkındalık arttıkça ne kadar sanal bir gerçekliğin içinde olduğumuzu görmek acı verici. Bu gerçekliğin en acı tarafı da yaşama isteğinizle zorunluluklarınızla doğru orantılı sizin de bu sürecin bir yerlerinden parçası haline gelmeniz… Bireysel direnişiniz bir çözüm olsa da asıl çözüm; hırslarından, unvanından, koltuğundan, makamından, çıkarlarından, özgürlüğünden, vazgeçebilecek yüreklerin varlığıdır. Ve umarım İmam cemaat ilişkisi içerisinde bu yürekliliği toplum üzerinde etkisi olan insanlardan görmeye başlamamızdır.

Aldanmamak ve aldatmamak için biraz gayret…

Sema KAVAK

Psikolog – Psikoterapist

www.semakavak.com

  • Beğen
YORUM YAZIN