
Ben Sadece Çocuğum!
Aslında inandığınız şey, tazecik bir bedenin sizin hasta ruhunuza iyi geleceğine olan inancınız.
Yaradılış gereği, kadın ve erkek birçok yönden birbirinden ayrılır. Kas iskelet yapısı, fizyolojisi, biyolojisi, sosyolojisi, psikolojisi… Ve evet biz bu farklıların hepimizi birbirinden ayıran, bizi kendi cinslerimizden ayıran temel unsur olduğunu kabul etmek zorundayız çünkü yaşanarak gözlemlenerek test edilerek kıyaslanarak ortaya koyulabilen bilimsel bir gerçek.
Ancak gel gelelim bu gerçekliğe, sosyo kültürel ve inanç sistemlerinin bakış açısıyla yaklaştığımızda bu bilimsel gerçekliği kabul etmelerine rağmen, üstüne tuz biber ekme derdine düşmüş bir düzeni görmek çok da zor değil.
Neden böyle bir şeye ihtiyaç duyulur kısmını çok da tartışmak istemiyorum ancak bu konuyu bugün gündeme taşıyan şeyin bir kadın olmamın ve özellikle de bir anne olmamın hassasiyeti olduğunu ifade etmek isterim.
Son dönemlerde hemen hemen her gün, küçük yaşta kız ve erkek çocuklarının maruz kaldığı taciz olaylarını ve evlilik haberlerini duyar hale geldik
Çok değil 20 yıl öncesinde özellikle geleneklere bağlı ve ataerkil toplumlarda berdeli, başlık parasını, ikinci üçüncü eş olarak küçük yaşta gelin edilmeleri duyardık ve bunun doğru olmadığını ortaya koymak için birçok projeler yapılır, akademisyenlerden din büyüklerinden birileri çıkıp söylemlerde bulunurdu ve azımsanmayacak kadar da etkisi olurdu.
Şimdilerde ise yaşanılanları normalleştirmek için ekstra bir çaba harcanıyor gibi geliyor. Ve bu çabaya maalesef gazete ve televizyonlar da ortam sağlıyor. Elbette ki, herkesin aynı şeyi düşünmesi hissetmesi mümkün değil ancak yanlış modellerin özellikle sergilenme çabası ve yanlış davranışı pekiştirecek cümleler sarf eden insanlara prim verilmesi olayın vahametini artırıyor.
Çünkü maalesef günümüz dünyasında teknolojik, toplumsal, ilişkisel uyaran fazlalıkları ile organik olmayan gıda tüketimi gibi birçok unsur çocukların bedensel gelişiminin, ruhsal gelişim ya da olgunlaşma sürecinden daha hızlı olmasını sağlıyor. Öyle ki, 12-14 yaş arasında gördüğümüz mensturasyon döngüsü maalesef 7-9 yaş aralığına düştü. Bu durumda da 9 yaşındaki bir kız çocuğu, eskilerin 14 – 15 yaş görüntüsüne fiziğiyle, giydikleriyle ve modellediği tavırlarla dışarıdan sahip olabiliyor ancak ne zaman ki konuşmaya iletişime geçmeye başlıyor, işte o zaman diyorsunuz ki bu HENÜZ ÇOCUK!
Evet bu henüz bir çocuk… Öyle ki hukuk dilinde suça isnat yeteneği bile yok… Yani anlama ve isteme yeteneği henüz gelişmemiş… “Anlama yeteneği, failin kendi dışında cereyan eden şeyleri sadece salt anlama yeteneği değildir, aynı zamanda yapılan davranışın toplumsal değerinin farkında olmasıdır. Failin davranışının mutlaka kanunla çatışır olduğunu bilmesi gerekmez; tersine, onun, genel olarak ortak hayatın gerekleri ile çatışır olduğunu bilebilir olması yeterlidir. İsteme yeteneği, kişinin, içinden gelen isteklere direnerek, bağımsız bir biçimde davranabilmesi, kendini ortaya koyabilmesidir. Açıkçası, isteme yeteneği, yapılmak zorunda olunanı, isteme yeteneğidir.”
Ve siz bu bedenin içinde ki çocuk ruha, kadın olma sorumluluğunu yükleyebileceğinize inanıyorsunuz.