
“Ey Türk Gençliği” Nereye?
Avrupa ikincisi olduğunda müthiş duygulandım.Ne güzel çalıyordu. Keman dinlemekten hazzetmeyen birine dahi hitap edebilen bir sevimlilik ve estetikle.
Kemanı onun en sevgili arkadaşı, onu bir kaptan kadar kararlı yapan gemi- siydi. Avrupada rakiplerini açık ara geçmiş yetenekli bir Türk çocuğu. Henüz dokuz yaşında.
Geçen aylarda bir çocuğumuz kemanıyla yetenek dalında anne ve babası konservatuvarda hocaymış ve tabiki onların bilinçli yönlendirmelerinin de payı var bu başarıda. Bir enstürmanı kullanışı kadar dilini de iyi kullanıyor.
Duyguları- nı ve kendini başarıya götüren süreci çok iyi özetliyor. Bir amaç doğrultusunda kendine bir yol çizmiş ve ailesinin des- teğiyle bugünlere gelmiş. Onu çok iyi tanıyan, neye yeteneği olduğunu tespit eden,ona en iyi şekilde ders verecek hocayı da bulan bir anne-babanın eseri. Tabiki öncelikle ona o yeteneği veren yaratıcının eseri.
Çocuklarımızın Türkiye’de ve uluslararası arenalarda kazandığı başarılara tanık oldugumuzda gurur duyuyor “işte bunlar bizim çocuklarımız” diyoruz. Bazen bir gencimizin bilimsel bir buluşu, bir sporcumuzun başarısı mutlu ediyor. Bizim ülkemizde gençler bazen de en olanaksız koşullarda harikalar yaratabiliyorlar.
Bir köy çocuğu kendi azmi ve çalışmasıyla YGS, LYS şampiyonu olabiliyor. Hay- ranlıkla izliyoruz. Bir matematik dahisi gibi çözüyor en zor so- ruları ve sorunları. Bütün gayretiyle çalışarak, ulaşmak istediği hayali sahipsiz bırakmamak adına. Her ihtimali hesaplayarak. Dişiyle, tırnağıyla. Bazı gençlerimiz ne istediğini bilerek koşuyor, yüzüyor, sanatla ya da bilimle uğraşıyor. Bazıları harika buluşlar yapıp isimlerini duyuruyorlar.
Tubitak’ın yarışmalarında bilimsel ve sosyal pro- jelerle yarışıyorar ve şaşırtıcı gelişmeler vaad ediyorlar.
Günümüz şartları ne istediğini bilenler için oldukça müsait aslında. Pek çok araç ne istediğini bilenlerin hizmetinde.
Bunun yanısıra madalyonun bir de öteki yüzü var. Cevher gibi çocuklarımız olduğunu düşündüren tablonun diğer tarafında başka görüntüler, can yakan haberler var. Hayatını bilimle, sporla, sanatla konumlandıran gençlerin dışında hayatını hiçbir şekilde konumlandıramayan, ken- dini hiçbir yere ait hissetmeyen yüzbinlerce Türk genci var.
BİZİM OLMAYAN ÇOCUKLAR!
Onlara kolay kolay “Bizim çocuklarımız”diyemiyoruz. Ga- zetelerin üçüncü sayfalarında yer alan şiddet haberleri, uyuşturucudan ölen gençler, arkadaş kurbanları, internet bağımlıları. Anne ve babasına şiddet uygulayan çocuklar.
Asiler, çılgınlar, eğlenirken ölenler. Evden kaçanlar, baş- kasını kaçıranlar. Bol bol yazışsa da iletişim kuramayanlar. Yalnızlar. Kontrolsüz güçler. Başarı eşittir mutluluk değildir. Ancak mutsuzluk kendi başına bir başarısızlıktır. Başarının spot ışıklarıyla aydınlatıldığı, büyütüldüğü bir görüntüden başarsızılığın, yok oluşların karanlığa itildiği bir algının izindeyim. Başka mahallelerin, başka cadde- lerin hatta başka bir ülkenin çocuklarıymış gibi gördügü- müz hatta görmezden geldigimiz çocukların, gençlerin.
Onlara ”Bizim çocuklarımız” dememize engel olan bir şey var. Biz bu, suça ve türlü belaya bulaşan çocukların azınlıkta olduğunu düşünüyor, bilinç dünyamızda ailele- rini vasi tayin ediyoruz. Nasılsa bir sahipleri vardır, onlar uğraşsın düsturuyla kendi çocuklarımıza yoğunlaşıyoruz.
Biz iyi bir aileyiz tesellisiyle sadece ama sadece kendi çocuklarımızı düşünüyor, bencilce, ülke gerçeklerine du- yarsız hatta yoksayarak sadece kendi çocuklarımızın ge- leceğiyle ilgileniyoruz. Ülkede neler oluyor, bizim çocuklarımız kadar şanslı ola- mayanlar ne durumdalar, sorunları ne, umurumuzda de- ğil. Bizim hayatımız ve şartlarımız dışındaki alanlara asla alıcı gözle bakmıyoruz. Bizim çocuklarımız korunmaya muhtaç.
Ya diğerleri? Bonzaiden ölenlerle ilgili haberleri izlerken sadece buz- dağının görünen yüzünü suçluyoruz. Bonzai satıcılarını,