Sağlıklı Siyaset
12.01.2021 - 13:12

N.YILDIZ ERDAL

N.YILDIZ ERDAL

TIP VE POLİTİKA

24 Haziran seçimleri yaklaşıyor. Medyasıyla, meydanlarıyla, aday adayı yarışlarıyla yeni bir seçim maratonu başladı.

Halkımız iki şeye müthiş önem verir: doktorlara ve siyasetçilere . Ve ne yazık ki, doktora, hasta olduğunda gider, siyasetle de seçimden seçime ilgilenir.

İki şeye müthiş yabancıyızdır: 1) Kendi bedenlerimize. (Akciğerimize, böbreklerimize, kalbimize...) 2) Siyaset bilgisine (literatüre) ve bilinçli seçimler yapmaya. Siyasetçi seçmeyi ya da seçmemeyi ‘siyaset’le karıştırırız.

İnsanlarımızın çoğu kendi evlerinde, mahallelerinde, sokaklarında, bildikleri hayatı yaşarlar. Ve aslında bir bedende yaşadıklarını pek düşünmezler.. Bir bedenleri olduğunu düşünmeleri, farkına varmaları ya çok zaman alır ya da hiç gerçekleşmez. Başka şehirleri, ülkeleri, tıp kültürünü, hayat tarzlarını, dünya siyasetini de tanımadan yaşayıp ölürler. Bedenlerini tanımadıkları gibi. İnsanlarımız. Bu, bizim ülkemizde bir kadere, olguya dönüşmüştür: Bilmemek ve öğrenmemek. Tıp(beden bilgisi), Pasifik okyanusu kadar uzaktır hayatlarımıza.

Okuyanlar(eğitimli olanlar) için de durum farklı değildir. Sinema, bilim, spor birikimi kendi bedenini tanıma birikimine evrilmez. Tıp kültürü, televizyondaki sağlıklı yaşam kuşağında izlenenler kadardır ve magazin ağırlıklıdır. Ya da tıp fakültelerindedir (oraya girebilenlerin tekelindedir.) Beden bilgisine yabancıyızdır çoğumuz ve bu yabancılığı pek yenemeyiz hayatımız boyunca. Yenmemiz gerektiğini de düşünmeyiz.

Biz Türkler. Başka sorunlarla boğuşuruz. Kendi bedenimizi tanımak, ihtiyaçlar listesinde son sırada bile değildir. Ve angarya bir bilgi gibi durur en gerekli olan anatomi bilgisi. Medikalcilerin önündeki insan maketine asla alıcı gözle bakmaz, insan bedenine, insan üstü anlamlar yükleriz. İsimlere, yüzlere ve hikayelere (kelimelere) odaklanırız. Varoluşumuzu ıskalarız. Siyaset bilgisinde de durum farklı değildir. Sağlam bir siyaset donanımımız yoktur, olmamıştır.

Ya sever ya terk ederiz. Sloganlar eşliğinde. Bizim için... Sorun değildir başka şehirleri, ülkeleri, kendi bedenimizi, başka ülke siyasetlerini bilmemek, görmemek. Küçük dünyasında mutlu olmak bizim toplumumuza özgü bir kifayet algısıdır. Kendince, karınca kararınca bir düzeni vardır bizim insanımızın. Küçük şeylerle mutlu olabilmesi de ayrıca takdire değer... Çocuklarını büyütür, evlendirir, torunlarını kucaklarına alırlar. (Sağlıklı yaşlanacak kadar şanslılarsa.) Ancak vücutları da “ben burdayım” demeye başlar.

Nasıl, ülkelerin zor zamanlarında seçimler ve politikacılar azami bir rol üstlenirse, bizim hastalar da bedenlerindeki göstergeler ve ikazlarla ağrıyan organlarını doktora götürüp iyileştirme derdine düşerler. Doktor kurtar beni.! Bu anlamda doktorların işi de zordur. Doktorlara ve politikacılara adeta Türkiye’de ‘lokman hekim’ rolü biçilir. Göster maharetini! Sevgili doktor. Kurtar bizi, ey siyasetçi.

İYİLEŞMEK YA DA İYİLEŞMEMEK! (OLMAK YA DA OMAMAK DEĞİL) Yaşam kalitesinde aslında doktordan önce sağlıklı beslenme, sağlıklı düşünebilme, sağlıklı hareket edebilme olmalıyken, yaşam kalitesizliğimiz bizi en iyi doktoru aramaya iter. Yarım doktor candan edermiş, bunu da unutmamak gerek. Ve hayat her ülkede, farklı algılarla yaşanır. “Her memleketin derdi de ilacı da başka başkadır.” (Celaleddin-i Rûmî)

Tekrar edelim: Türk insanı iki şeyden olağanüstü medet umar: politikacılardan ve doktorlardan. Politikayla seçimden seçime ilgilenir, doktorlarla da hastalıktan hastalığa. Diğer zamanlarda doktor sözcüğü keyif kaçıran bir algılama biçimidir. Saygı duyarız ama pek de ziyaret etmek istemeyiz. Siyasette de durum farklı değildir. Tarım kredileri, taşıt kredileri, vergiler, fazla gelen elektrik ve su faturaları söz konusu olduğunda politikacılara atar tutar, gerçek seçmenler kesiliriz. Benzin fiyatlarındaki artışlar iyice çileden çıkardığında yeni seçimlere umut bağlarız artık.

Bazı şehir efsanesine dönüşen doktorlar vardır, ajandalırımızda ya da siyasetçiler.

Burada üzerinde durmak istediğimiz tam da budur: Doktorlara ya da siyasetçilere yüklenen “mucize adam” (Süper Men) rolünün ne kadar doğru ve gerçekçi olduğu.

Bu, çok ağır bir ‘sorumluluktan kaçma’ ya da ‘sorumluluğu başkasına yükleme’ durumudur. Ve ne yazık ki gerçek sorumluluklarını ıskalayan insanımızın sığınağı durumuna gelmiştir tıp ve siyaset.

 Nesnelliklerini yitirmiştir bu iki alan. Oysa normal zamanlarda sağlıklı olmak ve sağlıklı düşünebilmek adına tıbba ve politikaya (tıp ve siyaset kültürüne) yeterince zaman ayırmalı, ’tanıma, bilme, karar verme’ sorumluluğunu üstlenmeliyiz.

Daha iyi bir yaşamı hak etmek istiyorsak. Gelişmiş bir toplum olmak istiyorsak. Buna ihtiyacımız var.

İşte o zaman Atatürk’ün şu sözünü gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz: “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz.”

 Ve Türk siyasetçilerine...

  • Beğen
YORUM YAZIN
bursa escort bursa escort konya escort selçuklu escort meram escort