Kadınlaşan ve Erkekleşen Toplum
12.01.2021 - 13:52

N.YILDIZ ERDAL

N.YILDIZ ERDAL

Kadına şiddet, kadın ölümleri,taciz, mobbing gibi konular hız kesmeden devam ediyor. Ayrıca cinsiyet ayrımcılığı, kadını günah keçisi gibi gören bir zihniyet ve nerdeyse “günah keçisi” olmaya razı kadınlar. Kadına biçilen bir rol ve o rolü oynamaya mahkum kadınlık halleri.

Tuhaf bir karşı cinsi tanımlama, konumlandırma durumu mevcut. Çok savunmacı bir yaklaşım ki SAVUNMA SALDIRIYOR. Adına mahalle kültürü, yetişme koşulları, erkek psikolojisi ne denirse densin hiç biri olan bitenleri mazur göstermez. Yani ne erkeklerin savunma mekanizmalarına sığınmaları, ne de kadınların kendilerini suçlu görmemeleri. Yeterli olmuyor. Çözümsüzlük giderilemiyor.

Kadınların daha da kadınlaştığı, erkeklerin daha da erkekleştiği bir ortamın gerginliği var toplumsal hayatımızda. Bu kadar indirgeyen bir tutum gittikçe yayılıyor hayat görüşlerimizde.

Ahlakı, iradeyi, bilgiyi, suçu, günahı adeta kadın üzerinden tanımlayan bir mantık var etrafımızda.

Yani tuhaf bir karşı cins algısı inşa ediliyor. Önce insan olmayı hiç öğrenememiş, insan olma özsaygısını içinde hissetmeyen; ekolojiden, bilgiden bihaber, kendi mahallesinin değer yargılarıyla bakan ve gören insanlar.

Bin kişilik uçakları uçuran, iki bin kişilik gemileri yüzdüren, bir uzay istasyonunda astronomiye hizmet eden, deneyler yapan, buluşlarıyla adı anılan kadınları bilmiyor bu kişiler ya da bu kadınların var oluşuna çok uzaklar.

Oysa kadının kağan olduğu, ata binip kılıç kuşandığı bir tarihimiz var ve biz bu bilgiye de çok uzağız. Kimileri maruz kaldığı taciz olaylarında, kadını hal ve hareketlerinden sorumlu tutup eleştiriyor, kimileri giysilerinden dolayı suçluyor, kimileri ise kadına adeta ikinci insan muamelesi yapıyor.

Bir öğretmen, sosyal medya hesabında “kızlar beden eğitimi dersine çıkmamalı, eşofman giymemeliler, çok kışkırtıcı oluyorlar“ derken en ufak bir tereddüte düşmüyor. Bu, onun doğrusu ve hatta % 100 doğru olduğunu düşündüğü hayat görüşü. Hatta daha sonra aynı kişi bu sözleri söyleyerek sevap işlediğini düşündüğünü belirtiyor. İzliyoruz. Elimiz kolumuz bağlı izliyoruz. Geçtiğimiz yıl tam 433 kadın öldürüldü. Ve her yıl, sayı katlanarak artıyor. Buna rağmen gerçek bir reçete yok. Ne yazık ki. Hukukun keskin kılıcı asla caydırıcı bir etkiye sahip değil bu şartlarda.

Şiddetin her türlüsüne hakkı olduğunu düşünen, acilen tedavi olması gereken insanlar var. Hayatı o şekilde gördüğü için asla suçluluk duymayan, aslında pek çok konuda kendisi de yaralar almış, iletişim donanımlarından uzak erkekler.

Bu erkeklerin de en az kadınlarımız kadar mağdur olduklarını görebilmemiz gerekir. Bu şekilde davranmanın sorumluluğunu alamayacak kadar eğitimsiz, yanlış eğitilmiş ve sağlıksız koşulların ürünü erkekler. Türkiye’nin içindeki farklı yüzlerce Türkiye’nin arka sokaklarından akşam haberlerine konuk olan silüetler.

Bazı insanlar bu olan bitenlere-kadın erkek savaşlarına-karşı feminist bir tavır takınıyor ve şiddetin tek sorumlusu erkekleri görüyor. Bu da hatalı. Şiddetin tek sorumlusu erkekler değil: medya, ekonomi, cisiyetçi yaklaşımları körükleyen diziler, politikalar. Dünya gerçeklerine uzak oluşumuz, kendi standartlarımızı oluşturamayışımız...

FARKLI MAHALLELER VE HAYATA BAKIŞLAR: Bu arada Türkiye’nin kadınları arasındaki bir uçurumdan da bahsetmeliyiz. Aralarında neredeyse bir Eskimo ile Afrikalı kadar fark var.İki tip Türk kadını arasında. Gelenek farklı. Eğitim farklı. Aile farklı. Yaşanılan mahalleler, caddeler farklı.FELSEFE farklı.

Tıpkı gelir dağılımındaki büyük uçurum gibi. Birinin kadın olma algısı ile diğerinin kadın olma algısı arasında dağlar kadar fark var. Leyla Alaton hiç mağdur olmadı dersek de yanlış olur. Zaman zaman twitter hesabından kendini bu tür durumlarda nasıl savunabildiğinden bahsediyor. Gerçek bir savaşçı değil sadece gerçek bir barışçı.

Kadınlarımızın kendini nerede, nasıl gördükleri ve konumlandırdıkları da önemli. En mağdur kadınlar da en güçlü kadınlar da bu ülkede ve asla biribirlerine değmeden, yaklaşmadan, dokunmadan yaşıyorlar .Bu da, ayrı bir inceleme konusu.

SONUÇTA Ne kadınlar gördüm zaten yoktular. (Atilla İlhan) Ne erkekler gördüm, hiç var olamadılar...Diyerek bitirelim bu yazıyı. Ancak bir şey daha var: Medeni kanunu, dünyanın pek çok ülkesinden önce kabul eden 21. yüzyıl Türkiye’sine hiç yakışmıyor bu manzara. Ülke dışında yaşayan pek çok yurttaşımızın bu haberleri utanarak izlediklerini de biliyoruz. Çağdaş Türkiye algısı gün geçtikçe yerini az gelişmiş, kadınların daha da kadınlaştığı, erkeklerin iyice erkekleştiği bir ülke algısına bırakıyor. Ne yazık ki.

  • Beğen
YORUM YAZIN
bursa escort bursa escort konya escort selçuklu escort meram escort