
#Covid-19
Ve yine anladık ki zor olan insan kalabilmekmiş…
Ne çok şey söylendi, ne çok şey yaşandı şu son dört ayda dünyada ve ülkemizde… bizler sadece bireysel sorumluluklarımıza, sorunlarımıza kısaca kendimize, kendi dünyamıza odaklanmak üzereyken farkına varmadan başka yarışların içine itiliverdik.
Öyle ki, sosyal mesafe dediğimiz şeyi maalesef yine sosyal medya içinde kaybettik. Mutfak deneyimleri, ev temizlik halleri, kitap okuma yarışları, sportif faaliyetler, müzik şölenleri ve tabi ki canlı yayın bombardımanlarının altına bilerek isteyerek herkes koştu çünkü önce ben, en çok ben yarışları yine tam gaz başlamıştı.
Oysa ki, daha sürecin en başında, milyonlarca ağaca kıydık, hayvanlara yaşam alanı bırakmadık, ağlayan bir annenin göz yaşını silemedik, aç yatan bir çocuğun seslerine kulak tıkadık deyip azıcık empati kurmaya azıcık açgözlülükten vazgeçmeye dair duygular oluşturmaya başlamışken, kendimizi nefsimizle baş başa bulduk.
Bu duruma dünyanın her yerinden “her şey bittiğinde hiçbir şey aynı olmayacak” nidaları da eklenince; hayat içerisinde ki anlam arayışımız para ve güç üzerine odaklandı. Hırs tavan yaptı.
Bundan bir adım öncesinde az tüketimden, paylaşmaktan, an’ı yaşamaktan, hayat çok kısa amaaaandan, büyütmeye gerek yok, sağlık olsun, bu kadar yeter, az yavaşla, sabırlı ol, boşveeer… gibi söylemlerden, o kadar hızlı bir dönüş yaptık ki kendimiz bile hayret ettik.
Çünkü sistem bize yine format atmıştı.
Dolar, euro, altın yükselirken; benzin fiyatları düşüşe geçti. Bir tarafta insanoğlu kan dökmeye, başka ülkelere ait kargolara el koymaya başladı. Sınırlarını karadan havadan kapatıp kendi iç dünyasına dönüp dostlar düşman, düşmanlar dost olmaya başladı. Liderler iktidar hırslarında “aris arparis önümüze gelene çarparız” tavırları sergiledi. Bir insanın hayatının sadece sayılardan ibaret olduğunu gördük ve tam anlamıyla kazan kazan dönemi başlamış oldu.
Bu dönem bir tarafta yaşananların, bir tarafta anlatılanların ütopikliği altında ezilmeye başladığımız ve tam anlamıyla eylem ve söylem arasındaki uçurumun gözümüze sokulduğu bir dönem oldu.
Ve bu dönem ile anladık ki; kucağında bir çocukla, ihtiyaç sahibini doyururken, bir kedinin başını okşarken, iki fidan dikerken, pozlar vermeyi ihmal etmeden kesinlikle daha kötü… daha vahşi… daha acımasız olacağız... ve altta kalanın canı çıksın diyeceğiz…