Hayatın Seni Çevreleyen Her Şeydir
29.11.2020 - 17:54

SEMA KAVAK

SEMA KAVAK

Hayatın Seni Çevreleyen Her Şeydir

Ve işte Konya da sen olmak… Konya da hiç olmak…

Şeb-i Arus törenlerinin ardından yeni bir dergide duygularımızla düşüncelerimizle bir arada olmaya başlamanın heyecanı büyük. İlk sayının bu döneme rastlaması hayırlı bir tesadüf deyip, yolumuza devam edelim…

Bir sonun, nasıl yeni bir başlangıç olabileceğinin en iyi öğretisidir Şeb-i Arus. Tarihsel sürece bakıldığında Mevlânâ Celaleddin-i Rumi’nin öldüğü gündür 17 Aralık. Ancak ölüm, O’nun için Rabbi ’ne kavuşma günüdür ve yeni bir başlangıçtır aslında son zannedilen. O yüzden Aralık ayında Konya, bir başka güzeldir… Tam anlamıyla ruhun dinlendiği, yok sanılandan varlığı hatırlamanın ayıdır.

Öyle ki; insanoğlu da ne zaman kendisi için bir tıkanma, bir son olduğunu hissetse, bir dine, bir yaşam felsefesine ya da onu yeniden devam etmesi için ikna edecek bir enerjiye, bir düşünceye ulaşma arzusuyla dolup taşar… Çünkü var olmak için bir ihtiyaç bir çözümüdür bu.

Psikoloji bilimi insanın var oluş sebebini ararken, bireyin hayatla temas ettiği her alanda yaşadığı sorunların ve bireysel farklılıkların kaynakları üzerinde dururken ve bunları genelleme çabasıyla sorunlara çözüm yolları üretirken; Mevlana Şems gibi değerlerin, manevi ruhu ile insanların çözüm arayışları bazen bir noktayla son bulabiliyor. Bazen insanın algıladığı karmakarışık her şeyin aslında ne kadar sade olduğunu anlamasına sebep olabiliyor. İnsan beyni Allah’ın yarattığı her şey gibi tam anlamıyla sırlarla dolu büyük bir mucize ve hazine… Ancak insan, nefsiyle bu beyni olduğundan daha da karmakarışık hale getirebiliyor. Nefis ile beyin örtüşmüyor. İnsan nefsini doğru tanımlama ve açıklama cesaretinde olduğu an, her şey daha basit ve sade bir hal alıveriyor… Tabi bunu yapabilmek her zaman çok da mümkün olmuyor. Bunu mümkün kılabilmek için kimileri psikoterapiden destek alırken kimileri de bazı öğretilerden destek alabiliyor.

En azından Konya’da yaşıyorsanız Mesnevi ya da Mevlevilik gibi anılan bir çok öğretiye ulaşma şansınız olduğunu hatırlatalım. Bir diğer yol olan psikoterapide ise farklı tekniklerin olduğunu, bu tekniklerin içinde sizin için en uygulanabilir olanı tercih edip, onun yolunda yaşamınıza kendinizin nasıl ışık tutacağınızı öğrenebileceğinizi söylemeliyim.

Öğretilerle ilgili bir çalışma içinde olsam da dürüst olmalıyım ki, henüz yeterli bilgi ve deneyimim olmadığı için bu işi ehillerine bırakmaktan yanayım… Psikoterapi ise benim işim… Bu alanda birçok tekniği uygulayabiliyorum. Ancak benim favorim Pozitif Psikoterapi yöntemi… Bu yöntemi tercih etme sebebim, Anadolu kültürüne çok yakın olması. Uygulama ve anlaşılma kolaylığıyla, her sosyo-ekonomik ve eğitim seviyesinde olan bireye çok kısa sürede ulaşabilme imkanı sunması.

Pozitif Psikoterapi ile bireyin hayatla temas ettiği dört alan başlangıç noktası kabul edilir ve bu dörtlü ile bir denge modeli oluşturulur. Bu dörtlü içerisindeki denge modelinin zamansal mekânsal farklılıklarına ve bu farklılıkların oluşmasına neden olan faktörlere bakılır. Bu faktörler incelenirken kişinin ailesel geçmişi ve yaşantıları göz ardı edilmez. Bunların hepsi ile birey çalışırken, bir yandan da çıktığı içsel yolcukla ilgili paylaşımlarda bulunulur. Sürecin ilerleme hızı, bireyin kendine yaşantılarına ve çevresine olan farkındalığının artmasına ve bunları dile getirebilme açıklığına bağlıdır.

Pozitif Psikoterapiyi favorim yapan sebeplerden biri de kişinin getirdiği her şeye yapılacak pozitif bir yorumun varlığıdır.  İnsanın var oluşuyla gelen sevme ve bilme isteği, potansiyel yetenekleri olarak kabul edilip; değişim ve gelişim için en güzel başlangıç noktası sayılmaktadır. Kişinin potansiyel birincil ve ikincil yeteneklerinin, yaşam deneyimleriyle nasıl yanlış öğrenimlere, düşünce tarzlarına ve davranışlara dönüştüğünü görme şansı sunuyoruz. Böylece yanlış örüntüleri yeniden düzenleme şansı bulabiliyoruz.

Ruhani öğretiler de psikoterapi de de birçok ortak özellik bulunmakta. Bu bağlamda bu ayın da yarattığı manevi ağırlıkla bazı ortak noktalardan da bahsetmeden edemeyeceğim;

Şems’in 40 kuralından onuncusu olarak bilinen “Ne yöne gidersen git. Doğu, batı, kuzey ya da güney. Çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.” ve on birinci kural der ki; “Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni taptaze bir ‘sen’ zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.”

Bu öğretiler psikoterapide kişinin içsel yolculuğu ile örtüşmektedir. İçsel yolculuktan kaçtıkça kendinizden kaçar ve uzaklaşırsınız. Sorunun kaynağına doğru gitmelisiniz ki sorunu çözebilmelisiniz. Bu süreç elbet zorludur. Bir fırtına kopabilir. Bu fırtınayla savrulup sürüklenebilirsiniz. Ama sonunda dinginliğe kavuşacaksınız.

Sekizinci kural olarak bilinen “Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, O (c.c) sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Dileğin gerçekleşmediğinde de şükret.”

Bu öğretiyi psikoterapi içine serpiştirdiğimizde özellikle Pozitif Psikoterapi bağlamında yorumlandığında; yaşanılan her şeyin olumlu bir yorumunun yapılabileceğidir.

On dördüncü kural der ki; “Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?” Ve yirminci kuralda;  “Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.”

 

Kişi sonunun nereye varacağını bilmediği bir yolculuğa çıkmaktan imtina edebilir, kaygılanabilir. Ancak yolun nereye varacağı, sonunda neyle karşılaşacağını bilmese de bu yola çıkabilecek ve sonuçlarının üstesinden gelebilecek kadar güçlenebilme gerçeğinin var olduğudur. Değişim ve gelişim için atılacak ilk adım her zaman kaygı verici ve zorlayıcı olabilir. Ama ilk adımı attığınızda gerisi çok daha kolay olacaktır. Denemekten ya da ilk adımı atmaktan çekinmeyin.

Yirmi dokuzuncu kural der ki; Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten “Ne yapalım kaderimiz böyle” deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergâh bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatına hâkimsin, ne de hayat karşısında çaresizsin.”

Ve otuz sekizinci kurala göre; “Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?” diye sormak için hiç bir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.” der.

Kullandığınız yöntem her ne olursa olsun, kendi keşif yolculuğunuza çıkmayı unutmayın… Her gecenin bir sabahı olduğunu, bir gülün ise bir zamanlar gonca olduğunu, kar taneciklerden oluşsa da koskocaman bir çığı oluşturabildiğini unutmayın. Ve sen, içindeki seni hiçbir zaman görmemezlikten gelme. Çünkü içinde sana ait kocaman bir yürek var… Sevgiyle kalın…

Sema KAVAK

Psikolog  – Psikoterapist – Aile Danışmanı

 

  • Beğen
YORUM YAZIN