
İstanbul SÖZLEŞmeSİ
Son dönemde bir grup insanın ısrarla savunduğu ve yine bir grup insanın ısrarla reddettiği bir sözleşme var. İşin garip tarafı tam olarak ne olduğunu bilmeden gündem olması da yine bir Türkiye gerçeği…
Sözleşmenin genel özeti “kadına yönelik her türlü şiddetin ve ev içi şiddetin önlenmesi, şiddet mağdurlarının korunması, suçluların cezalandırılması ve kadına karşı şiddet ile mücadele alanında bütüncül, eş güdümlü ve etkili işbirliği içeren politikaların hayata geçirilmesidir. Kadına karşı şiddeti bir insan hakkı ihlali ve ayrımcılık türü olarak tanımlayan, bağlayıcı nitelikte ilk uluslararası düzenlemedir.”
Bu açıklama bilimsel, eşitlikçi, adil ve ahlaklı bir yaklaşımı yaşam tarzı benimseyenler için olması gereken düzenlemeler olarak ortaya konulsada, bizim gibi geleneklerinden sıyrılamamış, alışkanlıklarından vazgeçemeyen bazı öğretileri sorgulamadan kabul edenler için kabul edilemez bir durum.
Neden mi?
Başlık parası, Berdel, küçük yaşta evlilik, namus cinayetleri, aile içi psikoloji-ekonomik-fiziksel şiddet, gibi normalleştirilmiş, “kocandır sever de döverler” sözleriyle beslenmiş, “dayak cennetten çıkmadır” ile tartışılmaz hale getirilmiş, “kızını dövmeyen dizini döver” ile tecrübe edilmiş, “oğlan doğuran övünsün, kız doğuran dövünsün” sözüyle de pişmanlık dile getirilmiştir.
Üstelik kadın, kadına uygulanan şiddeti bile onaylar ya da göz yumar hale gelmişken; cinsel yönelim, cinsel kimlik gibi henüz hastalık mı tercih mi tartışmaları bitmemiş bir konu içine giren bir kişinin haklarının savunulması bizim ülkemizde bir kesim için kabul edilemez bir durum.
Ayrıca, giyimi, mesleği, yaşam tarzı, medeni hal gibi durumlar maalesef ev kiralamada bile zorluk yaşatan bir konu olarak karşımıza çıkarken, mağdurun haksızlığına delil sayılmaması imkansız gibi görünüyor.
Bunlara bir de dini, dili, ırkı da eklendi mi doğuştan suçlu olmak elde değil.
Hal böyle iken şiddetin kime, neden, ne zaman, nasıl ve kim tarafından yapıldığından daha önemli bir şeyin yani ŞİDDET’in varlığı ve önemlenmesi için gerekenler konuşulmalıdır. Yani gelenek, alışkanlık her ne varsa yok sayılmalıdır. Bu doğrultuda atılacak adım ister İstanbul Sözleşmesi olsun ister başka bir şey fark etmeden destek olunmalıdır.
Ve yaşam hakkını savunan, insanı sadece insan olarak gören her çözümün parçası olmak varlık BORCUMUZdur.
Sema KAVAK
Psikolog - Psikoterapist