Kadın Olmak!
29.11.2020 - 17:15

SEMA KAVAK

SEMA KAVAK

Kadın Olmak!

Doğduğunda sessizlik sebebi olduğu için, tahrik unsuru taşıdığı için, hamile kalamadığı için, eşinden çok para kazandığı için, çalıştığı için, ev hanımı olduğu için, engelli bir çocuk doğurduğu için, kız çocuğu doğurduğu için, okuduğu için, fiziksel olarak güçsüz olduğu için, bir mal gibi alınıp satılabildiği için, okuma hakkı elinden alınabildiği için, sarışın olduğu için, dul olduğu için, celladına aşık olabildiği için, köylü olduğu için, şehirli olduğu için, modern olduğu için, cahil olduğu için, babasının evine dönemediği için, cinsiyet kimliği ile toplumsal kimliği örtüşmediği için ve daha birçok şeye sahip olduğu ve olamadığı için zordur kadın olmak…

Ferhat’a dağları deldiren, cennetin kapılarının sonuna kadar açık olduğu, başımızın tacı, sana can veren de kadındır… Ancak özü itibariyle var olduğu için suçlanan, ezilen, fiziksel, duygusal şiddete maruz bırakılandır kadın. Pozitif ya da negatif ayrımcılığa konu olduğu için kadın… Hakları savunulması gereken, bununla ilgili devletin ya da sivil toplum örgütlerinin bir dernek bir kurum bir eylem planı bir sığınma evi oluşturma durumunda kalınandır kadın…

Kadın olmak bir cinsiyet olmaktan bir insan olmaktan çok, içinde çok daha fazla anlam barındıran bir durumdur. Bu toplumdan topluma kültürden kültüre ve zaman içinde farklılıklar gösterse de fiziksel gücün üstünlüğü doğrultusunda alt edilendir kadın.

Bu gerçeklikle yaşamak mı? Bununla mücadele etmek mi ? Sosyo-ekonomik kültürel yapı, eğitim gibi sebeplerle bu gerçekliği kabul etmiş kadın sayısı, farkındalıklarıyla bununla mücadele etmeye çalışan kadın sayısından çok fazla. Ancak acı bir gerçek var ki, durumun farkında olup da bir çaba içine giremeyen kadın sayısı iki durumdan daha çok… Buna en büyük sebep kadının elinden alınan mücadele etme ruhudur. Buna da en büyük sebep öğrenilmiş çaresizliğidir.

Öğrenilmiş çaresizlik teorisini ortaya koyan Martin Seligman, S. Maier ve C. Peterson’ın en büyük çıktısı da bilişsel terapinin davranışçı terapiye üstünlüğüdür. Zihnimize kazıdığımız şey gerçekte değişikliğe uğrasa da biz onu hala zihnimize yerleştirdiğimiz haliyle hatırlamayı tercih etme eğiliminde olmamız da bu sebeptendir. Bu durumu Seligman, teorisini şöyle özetler: “Ne zamanki bir kişi yaptığı hiçbir şeyin bir fark yaratamayacağına inanırsa; çaresizliği ve hiçbir şey yapmamayı öğrenecektir.” der. İşte bu yüzden kadının yaşadığı durumun özetidir. Öğrenilmiş, Çaresizlik.

Bu çaresizlik bulaşıcı bir hastalık gibi. Çünkü kadının kendisi tecrübe etmeden de başarısızlıkla sonuçlanmış her deneyimi içselleştirip, boyun eğme, göz yumma, göz ardı etme, sabretme, özgüvensiz, cesaretsiz, meraksız, paylaşamayan, konuşamayan, tartışamayan, kader olarak algılama potansiyeli yüksek bireyler haline getiriyor. Oysaki, her deneyimin içinde olduğu şart bir diğerinden muhakkak farklıdır. Zaman, yer, kişi gibi birçok şey değiştiğinde de aynı sonuçla karşı karşıya gelme oranı da farklılaşacaktır.

Peki durumun tespiti için kullanılan bu tanımlamanın, durumun çözümü için bir yol haritası var mı?

 

Bireysel ve toplumsal farklılıklar söz konusu olsa da; Öğrenilmiş çaresizlik içinde olan bireyin üç alanında yetersizliği görülüyor; Motivasyonda azalma, bilişsel gerileme ve duygusal zafiyet. Öncelikle bu üç alanın bireysel ve toplumsal düzeyde güçlendirilmesi gerekiyor.

İnsanların söylemlerinin eylem birliğine dönmesi gerekiyor ki kadın kendini yalnız hissetmesin ancak yaşanan durumun bir öğrenilmiş çaresizlik mi yoksa gerçek bir çaresizlik mi olduğuna karar vermek, neyin arkasına sığındığımıza bir bakmak gerekiyor. Çözebileceğimiz sorunlar için çözüm yollarını görmüyorsak, denemiyorsak, aramıyorsak, mazlumu âcizi oynamayı tercih ediyorsak, yaşadığımız ve yaşayacağımız her şeyi kabul etmek gerekiyor. 

Tabi öyle zamanlar oluyor ki bu iki olgu birbirinin içine giriveriyor tıpkı son zamanlarda yaşanılanlar gibi… Toplumsal düzeyde kadına dair sivil toplum örgütleri, devlet desteği ve birlik olma ruhu gündemle hız kazanmış durumda. Bunların devamlılığı için sizin de muhakkak bir katkınız olmalı; büyük ya da küçük… yapacağınız katkılara, atacağınız adımlara fener olabilecek temel birkaç prensip; daha önceki olumsuz ya da başarısız deneyimleri, yeni adımlar atmamızı engelleyecek kadar yorumlamaktan uzak durun. Başarısızlığı yaşamamak için yeniden denemekten vazgeçmeyin. Yüksek sesle düşünüp, paylaşın. Sorumluluk alın. Kendinize ışık olmayı öğrenin. Yapmak istediklerinizi yazın ve birinci sıradan başlayın. Ertelemeyin. Önce “ben ne istiyorumu fark edin. Kendinizi tanıyın. Beğendiğiniz, takdir ettiğiniz özelliklerinizi kendinize hatırlatın. Vazgeçmeyin.

Aslında çaresiz olmakla çaresiz olduğunu düşünmek arasında başlayıp bitiyorken her şey KADIN OLMAK bir son değil, bir başlangıç…

Sema KAVAK

Psikolog-Psikoterapist-Aile Danışmanı

  • Beğen
YORUM YAZIN