Oysa  ki tam da mevsim aşkı gösteriyordu…
10.01.2021 - 12:08

SEMA KAVAK

SEMA KAVAK

Oysa  ki tam da mevsim aşkı gösteriyordu…

Sıcak bir akşamda karşılıklı içilirken çaylar, dibine vurulurken sohbetlerin birden bire durdu her şey…

Zaten alışmıştık terör saldırılarına, onun için şehit edilen vatandaşa, polise askere derken; bir askerin “asker el koydu yönetime, herkes evine gitsin” görüntüsüyle bir şok yaşadık hepimiz… ve ardından yaşanan aklımızın ruhumuzun kalbimizin algılamakta güçlük çektiği karelerle doluverdi dünyamız.

Çok da olmadı aslında bu darbe girişiminin, kalkışmanın ya da bir grup asker kıyafeti giymiş teröristlerin eylemlerinin üzerinden ama biz hale çok da normalleşemedik kendi dünyamızda… İzlemek istemesek de izlemekten alıkoyamadık bazı sahneleri defalarca, konuşmak dinlemek istemesek de konuşmaktan da dinlemekten de alıkoyamadık kendimizi… Bir normalleşme sürecinin parçası oldu aslında meydanlarda olmak…

Yaşananların sadece bana ait olmadığını bilmek yoksa dayanılabilir miydi böyle bir acıya yürek… Yıllar öncesindeydi kardeşi kardeşe düşürmek, öldürmek… Yıllar öncesindeydi vatanın bütünlüğüne, halkın iradesine göz dikmek…

Demokratik bir ülkede çok partili bir dönemde hele ki son dönemde ülkemin özellikle doğusunda ama genelinde onca hain saldırıya göğsünü göz kırpmadan geren askerim, bunun bir parçası nasıl oluvermişti… Kafamızda gerçekten çok deli sorular dolanırken, içimizde birçok şey boğazımızı düğüm düğüm yaparken; insan psikolojisinin fiziksel, psikolojik bir tehditle nasıl baş etme çabasına girdiğini de gördüğümüz bir dönem oluverdi. İnsanın kendini koruması bebekliğimizle başlar aslında ve bu refleks bir tepkidir aslında.

Annesinden ayrıldığında ağlayarak tepki veren bebek, yüzüne üflediğinizde hemen gözlerini kapatarak, yüzünü çevirerek tepki verir. Dayak yememek için eliyle kafasını korumaya çalışmak da çocukluktan başlayıp, büyüdükçe sadece şekil değiştiren bir davranıştır. Tabi ortamdan uzaklaşmak ya da kaçmak mümkünse bu da tercih edilebilir ancak buna maruz kalmanız kaçınılmazsa yapacağınız şey bildiğiniz yöntemlerle savunmaya geçmektir. Darbe gecesi ilk önce reddetme / inkar söz konusuydu bir çoğumuzda ki bu da bir savunma mekanizmasıdır.

Bazen gerçeklerden bir deve kuşu edasıyla kaçmak istememiz gibi. İlerleyen saatlerde bir şaka olmadığı anlaşıldıkça kendimizi koruma / güvende hissetme ihtiyacı devreye girdi ve bazıları maalesef bunu marketlere ya da bankamatiklere giderek sağlama yoluna gittiler, kimileri de bekleme / gözleme/ dinleme aşamalarına girdi. Bu aşamalarda ki farklılık insanların yaşamı algılama ve normal hayatlarındaki eksiklikler noktasındaydı.

Zaman ilerleyip olayın vahametiyle bir şeyler yapma ihtiyacı ortaya çıkıyor. Ancak kişi tek başına hareket etme noktasında yetersizlik / kararsızlık hissediyor. Bu nokta bir lidere, bir gruba ihtiyaç duyuyor ki Cumhurbaşkanımız devreye giriyor. Meydanlara emri verildiği an kişi sorgulamadan eyleme geçiyor… Meydanlardaki herkes evinde oturanlardan daha fazla kendini güvende ve iyi hissediyordu. Çünkü sorunun çözümü için bir adım atıyordu.

Burada insanların yalnız olmadıklarını gördükleri an, bir grubun parçası olduklarına inandıkları an kazandıkları andı… Bir olma, birlik olma, ait hissetme, güvende olma, sevme sevilme insanın en temel ihtiyaçlarıdır. Bunların birinde algılanan tehdit ya da yoksunluk kişinin kaygı düzeyinin artmasına ve buna bağlı fobilerin, depresif belirtilerin, takıntılı ve tekrar eden düşünce ve davranış eylemlerinin oluşmasına, yeme ve uyku bozukluklarına, tiklere, panik atakların oluşmasına gelişmesine ya da artmasına neden olur. Tabi bir o kadar da yaşananların olumlu yanları da vardı… insanların bir gruba ait olması evet önemliydi ama vatan bütünlüğünün, halkın iradesinin, tek bayrak altında tek millet olmanın, demokrasinin grupların üstünde olduğunu gördük ki bu da her şer de bir hayır aramanın önemini bir kez daha hatırlattı

 

 

 

 

 

  • Beğen
YORUM YAZIN