
Sınav Ve Seçim Sonuçları Sonrası Empati…
Her sonucun herkese hayırlı olmasını dilesem de, sonuçların ya da sürecin ülke için ya da memur adayları üniversite adayları için kaygı verici olduğunu düşünüyorum.
Seçim sonuçlarından dolayı televizyondan, gazeteden ve sosyal medyadan takip ettiklerimden dolayı ben de birkaç kelime ederek başlamak istiyorum;
Öncelikle Türkiye sınırları içerisinde yaşayan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Bunun Alevisi, Sunnisi, Lazı, Çerkezi, Kürtü, Türkü, vb. farketmez. Her vatandaşın seçme ve seçilme özgürlüğü de vardır. A partisinden girince Çerkez, Türk olmuyor ya da B partisinden girince Kürt de Türk olmuyor. Vatandaşlık haklarıyla insanların etnik kökenlerini birbirine karıştırmamak gerekiyor.
Bu güne kadar Kürtler bir parti olarak girmeden önce hiç mi milletvekili olmadılar ya da onların oylarıyla partiler yüzdeliklerini artırmadılar mı??? Halkın iradesini gerçek oy ya da emanet oy olarak da ortaya koymak doğru değildir çünkü partilerin ikna yetenekleri doğrultusunda her daim emanet oylar her partide vardı. Önemli olan bu emanet oylara sahip çıkabilecek eylem ve söylem birliğidir. Geçmişe bakıp konuşmak çok kolay ama geçmişi tek taraflı da irdelememek gerekiyor çünkü zamanında bu ülke de sol sağ davalarında Türkler de birbirini öldürmüştü… geçmişin peşine düşmek hiçbir zaman önümüzü aydınlatmaz. İşin özü artık insanlar huzur istiyor, istikrar istiyor, üretebilmek, düşünebilmek, yaşamak ve düşündüklerini özgürce söyleyebilmek istiyor… çünkü hiçbir anne evladı birini öldürsün ya da biri tarafından öldürülsün diye doğurmuyor. Herkes artık birbirini kucaklayarak ötekileştirmeden yaşayabilmeyi istiyor.
Kavgayla gürültüyle hakaretle görmemezlikten gelerek kanla bir yerlere gelinemeyeceğini hepimiz acı bir şekilde gördük. Vatandaş olarak bizlere, siyasi parti liderleri olarak da onların bunları unutmadan bir yola girmesi gerekiyor. Siyasette de yeni bir uslup yeni bir tarz benimsemenin özellikle iktidar ve ana muhalefet liderlerinin ortak hedefleri olması temennimdir çünkü her insan bir göz temasını her insan içten bir kabulü hak ediyor.
Ancak buna bu şekilde bakmamak konusunda birçok dirençli insanın var olduğunu görüyorum. Bu direncin bizlere ne kazandıracağına ya da ne kaybettireceğini anlatmayacağım ancak şunu bilmeliyiz ki bizim bu tür dirençlerimiz sayesinde güçlenen başka insanların varlığıdır. Algı yönetimiyle bu dirençlerin artırılması sağlanmaya çalışılıyor. Lütfen okuyun, dinleyin, izleyin, görün, karşılaştırın ama hiçbir şeyi tek taraflı yapmayın. Dünya tarihi bu şekilde kaybedenlerle doludur. Geçmişte ötekileşenler, bugün gücü alınca hemen diğerlerini ötekileştirmeye başladı. Oysa ki ötekileşmenin acısını en çok onlar yaşamıştı hani… Bu hiçbir dine vicdana sığmaz. Bir çocuk ölünce onun çocuk olduğuyla ilgilenmekten öteye gidecek kadar kalbimizin kararmış olmasıdır beni korkutan…
Neyse seçim öncesi, sonrası ve hükümet kurulamama süreci derken, KPSS, YGS, LYS, ve daha birçok sınav geldi ve geçti… Bir ülkenin Milli Eğitimi ve Yüksek Öğretimi henüz bir sisteme oturmamışsa ve her gelen hükümet yeni bir düzen getirmeye çalışıyor ve sonuçta getiriyorsa; o ülkenin gencinden bir hayır beklemeyin.
Değişen bu sistem içinde sürekli şaibeli olaylar gündemde ise o gencin ülkesine ve kendi geleceğine inanmasını ve sıkı sıkı sarılmasını da beklemeyin. Yıl boyunca tüm sosyal hayatını bitirip, bir bebek edasıyla anne baba bakımıyla beslenip, sadece ders çalışması, soru çözmesi beklenen genç, kendinin bilgisini başarısını tek bir sınavla göstermek zorunda. Öyle ki herkesin bilgisini gösterme sunma şekli farklıyken, herkesin birbiriyle aynı olmasının beklendiği bir ortamda… biliyoruz ki bu durum “farklılıklara” ne kadar karşı olduğumuzun bir başka göstergesidir. Neyse sınava giriyor… çıktıktan sonra girdiği sınavdaki soruların tamamına ulaşamaması, yanlış soruların olduğu haberleri ortada dolaşırken bir de ne duysun sınav soruları satılmış… Üstelik bakkal gibi her yere tam kadrosu olmadan açılan üniversiteler de varken bu kadar stresli bir koşuşturmanın tam nitelikli bir eğitim almak için değil de sadece bir diploma almak için olduğunu anladığı anı anlatmaya kelimeler yetmez derken parasını verip de içeriği niteliği niceliği ne kadar sorgulanırsa sorgulansın aynı diplomaya biraz parayla da ulaşanlarla aynı parkurda koştuğunu bilmek nasıl bir duygudur acaba…
Bu işin Milli boyutu tabi bir de ailevi ve kültürel boyutu var. Herkesin çocuğu o dönemin en çok para kazanan işini yapması için onunla ilgili bölümü okuması bekleniyorsa, beklemekle kalmayıp hatta zorla okutuluyorsa yine siz o ülkeden de o gençten de bir hayır beklemeyin. Çocuğun yeteneği, ilgisi ve neyi yaparken daha çok mutlu olacağı göz ardı ediliyor; mutsuz bastırılmış öfkelerle dolu bir nesile kucak açıyoruz. Şimdilerde özel okullar geçmişte de dershaneler bu baskılarla çocukların geleceğini karartılar.
O yaştaki bir genç ne istediğini bilmez, potansiyeline göre puanına göre okumalı mantığıyla hareket edilmişti. Bu çocukların çoğu üniversitelerden atıldılar, üçüncü sınıfa gelince yeniden sınava girdiler ya da mezun olduktan sonra yapmak istedikleri şeyi yapmayı tercih ettiler. Ne zaman kendilerini karşı koyacak güçte gördüler hemen yollarını buldular, gücü bulamayanlar da şu anda yapmaktan mutsuz oldukları işlerde birilerinin burunlarından fitil fitil getiriyor, başkalarına kan kusturuyorlar…
Demem o dur ki, birileri bir oy kullanıp kendi iradesini ortaya koyuyorsa, üniversitede ne okumak istediğini söylüyorsa lütfen biraz kulak verelim, biraz dinleyelim ve anlamaya çalışalım… yoksa “o partiye oy verdiysen bir daha benimle görüşme abi” ya da doktor, hakim, mühendis, devlet memuru, eşit ağırlıkçı vb. şurayı okumazsan annen baban olmam” diyorsanız sizden de adam olmaz bu ülkeden de…
Empatiyle kalın…
Psikolog-Psikoterapist- Aile Danışmanı
Sema KAVAK