
Türkiye’de Kadın Olmak
Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kamile MARAKOĞLU, Selçuk Üniversitesi Kadın, Aile ve Toplum Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü (KATUM); Selçuk Üniversitesi Rektörlüğü’ne bağlı bir birim olarak Haziran 2014’de kadın, aile ve toplum ile ilgili bilimsel araştırma yöntemleri kullanılarak her türlü betimsel ve deneysel araştırmaların yapılmasını ve bunların sonuçlarının merkezde uygulanması amacı ile kurulduğunu söyledi.
KADIN SORUNLARI
Merkezin çalışma sistemini anlatan Prof. Dr. Marakoğlu, ‘’Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre, sağlık, “sadece hastalık ve sakatlığın olmaması değil; kişinin bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halinde olmasıdır”. Kadınlar açısından düşünüldüğünde bu tanımlama büyük önem taşımaktadır. Sağlıklı kadın, sağlıklı aile ve toplum oluşumunda temeldir. Bu nedenle; Selçuk Üniversitesi Kadın Aile Toplum Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdüriyeti olarak üniversitemiz ve ilimizde bulunan paydaş kamu-özel kurum ve kuruluşlar ile gerekli durumlarda yurt dışı destekli, kadın sorunları ile ilgili konularda araştırmalar, eğitimler, toplantılar ve projeler yapmayı ve danışmanlık hizmeti vermeyi planlamaktayız.’’ dedi.
KADININ DURUMU
Türkiye’deki kadının durumunu da anlatan Prof. Dr. Marakoğlu şunları söyledi:
‘’Ülkemizde kadınlarımızın durumuna genel bir bakış atacak olursak; Ülkemizde Hacettepe Üniversitesinin yürüttüğü, ilki 1998 de sonuncusu 2013 de yapılan Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması tüm kadınlardan bilgi toplanan, kapsamlı bir Nüfus Sağlık araştırmasıdır. Bu verilere göre; 1998 yılında, ilkokula hiç gitmemiş ve okuma yazmaları eksik kadınlarımızın sıklığı %40 iken, 2013 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması sonuçlarına göre kadınlarımızın % 28’inin hiç eğitimi yok, yani ya okuma yazmaları eksik yada ilkokulu tamamlayamamışlar. Bu durum Batı Anadolu’da %17 ile en düşük, %48 ile Güneydoğu Anadolu’da en yüksektir. Türkiye’de kentlerde yaşayan kadınların kırsal alanlarda yaşayanlara oranla daha eğitimli olduğu görülmektedir. Kentlerde yaşayan kadınlarımızın yüzde 35’i en az lise mezunudur; ancak kırsal alanlarda yaşayan kadınlar arasında bu oran sadece yüzde 13’tür. Son 20-30 yılda Türkiye’de eğitimin yaygınlaşmasına bağlı olarak, genç kadınların kendilerinden daha ileri yaştaki kadınlara göre daha eğitimli oldukları görülmektedir. 1997 yılından itibaren zorunlu eğitimin 5 yıldan 8 yıla çıkarılması genç kuşaklarda eğitim düzeyinin artmasına neden olmuştur. Ama eğitimde hala istediğimiz düzeyde maalesef değiliz.
KADINLARIN ÇALIŞMA ORANI
Kadınların çalışma durumu değerlendirildiğinde kadınların yüzde 31’inin çalışmakta olduğu görülmektedir. Çalışma durumu ile medeni durum arasında bir ilişki değerlendirildiğinde; boşanmış, ayrılmış veya eşi ölmüş kadınlarda çalışanların oranı, hiç evlenmemiş ve halen evli olanlara oranla daha yüksektir. Çalışan kadınların yüzde 88’i özel sektörde, yüzde 12’si ise kamu sektöründe çalışmaktadır. Türkiye’de 2013 yılında kamusal alanda üst düzey kadın yönetici oranı %9, Kadın hâkim oranı ise %36, Akademik personel içerisinde kadın profesörlerin oranı %28, Kadın polis oranı yıllara göre bir değişiklik göstermeyerek %5 olarak bulunmuştur.
EVLİLİK YAŞI
TNSA 2013’e göre çalışan kadınların yüzde 70’inin 6 yaşından küçük bir çocuğu bulunmaktadır. Kadınların yüzde 30’unun ise 6 yaşından küçük iki ya da daha fazla çocuğu vardır; Bu nedenle çocuk bakımı bu çalışan kadınlar için işgücüne katılım açısından önemli bir konudur. Kadınların yüzde 68’inin evli, yüzde 28’inin hiç evlenmemiş, yüzde 3’ünün boşanmış veya ayrılmış ve yüzde 1’inin eşlerinin ölmüş olduğu görülmektedir. Tüm kadınlarımızın yüzde 4’ünün 15. yaş gününden önce evlendikleri, yüzde 2’sinin 15-19 ve yüzde 9’unun 20-24 yaş arasında evlendikleri tespit edilmiştir. Bu bulgular Türkiye’deki kadınların önemli bir kısmının bu yaşlarda henüz evlenmediğini ama çocuk gelinlerin %6’lık bir oranla hala önemli bir sorun olarak gündemde olduğunu göstermektedir.
KADINA ŞİDDET
Kadına yönelik aile içi şiddet insan hakları ihlallerinden biridir. Aile içi şiddete tolerans gösterilmesi ve şiddete maruz kalınması, kadınların güçlenmesinde ve sosyal hayatın her alanında kadının özerkliğinin önünde önemli bir engeldir. Bu durumun, kadının sağlığına, sağlık arama davranışına ve çocuklarının sağlığına yönelik olumsuz sonuçları vardır. Kadınlara 2008 TNSA’da sorulmuş ve kadınların %24’ü “kadın yemeği yaktığında”, “kadın eşine karşılık verdiğinde”, “kadın çocukları ihmal ettiğinde”, “kadın eşini reddettiğinde” ve “kadın eşine haber vermeden evden çıkarsa” eşlerinin fiziksel şiddetini normal değerlendirmişler. Bu fiziksel şiddetin kabul oranı 2013’de %25’den %13’e düşmüştür. Biz KATUM olarak şiddetin her türlüsüne, kadına, kıza, erkek çocuğa yönelik şiddete karşıyız.